| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
aşikar bırakın da çalışalım BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. " bila kayd u şard lobudlar_devriliyor
1 "rantı ye türkiye" etiketi kullanan gönderi "rantı ye türkiye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
18
    
okuryazarhay | 18 Eylül 2008 15:09 | 0 fav | etiket:  

 

‘Rantı ye Türkiye’

Gökhan Özgün - 18.09.2008
 
 
 

MÜREKKEP

 

Gökhan Özgün

 

Yıllardır, ara ara, bir ‘muz cumhuriyeti’ olmamak, olamamakla övünürüz. Hani, hakikaten değilizdir de.


Bizi bir muz cumhuriyetinden ayıran en önemli şey, ‘rantı’ yukardan aşağıya çok çok iyi dağıtan bir sistemimizin olmasıdır. Gelir dağılmaz, ama rant bu memlekette çok iyi dağılır.


Zamanında Özal ‘benim memurum işini bilir’ derken, bu ‘erdemimize’ dikkat çekiyordu.


Korkmayın, diyordu. Geliri dağıtmıyoruz ama ‘rantı’ çok güzel dağıtıyoruz. Rant dağıtmak sintine boşaltmak gibidir. En tepeden rantı boşaltırsınız. Etrafı büyük bir pislik kokusu alır. Biraz sabrederseniz, o koku yavaş yavaş kaybolur.


O rant süzülür, süzülür, billur gibi ‘tertemiz’ olur. İşte o ‘temiz’ ranttan yukardan aşağıya o kadar ama o kadar çok kişi nasiplenir ki, gelirlerimizi mikroskop altına alsak, eser miktarda değil, ruh sağlığımızı bozacak miktarda rant bulaşmıştır sözde ‘tertemiz’ ekmeğimize.


Rantın bu kadar iyi dağıldığı bir memlekette masumiyet gerçekten müzeliktir. .


50 milyar dolar hortumlanır. O para İsviçre bankalarına bir diktatörün hesabına mı yatar? Yok hayır, paranın çoğu hortumlandığı delikten ekonomiye girer. Bir bakmışsınız dünyanın en toy hizmet sektörlerinden birinde maaşlar arşa ulaşmış. Transfer fiyatları dudak uçuklatmış. Ertesi günün bile büyük muamma olduğu bir ülkede nasılsa ‘vizyon sahibi’ olabilen ‘Genel Müdürler’ allah rolüne soyunmuş. Dünyanın maliyeti en yüksek jipleri sıradan birer aksesuar haline gelmiş. 50 milyar dolar değnekçime kadar ulaşmış. Devletim sana şükürler olsun.


Osmanlı İmparatorluğu’nu Osmanlı İmparatorluğu yapan belki de dünyanın en iyi rant dağıtan sistemlerinden birine sahip olmasıydı. Osmanlı, rantı dağıtırken rantı yiyenin ‘kapıkulluğunu’ garanti ederdi.


Malatyalıya Selanik’te, Selanikliye Malatya’da tımar tahsis ederdi. Bu sayede rantiye tımar sahibi, evinden dışarıya her adımını attığında, velinimetini, devlet babayı, kafasını ‘bu yaban ele’ vura vura hatırlar, saygıda kusur etmezdi.


Osmanlı’da toprak sahibi, hani neredeyse anavatanı ‘devlet’ olan bir nevi ‘sömürgeci’ ecnebi bürokrattı.


Cumhuriyet de aynı geleneği devam ettirdi. Bütün bir ulus, vatan, devletin ‘sömürgesi’ gibi yönetildi.


Şu anda Beyaz Türk’lerin, yani memleketin en ‘Avrupai’ unsurlarının Avrupa Birliği konusunda bu kadar ayak diremesinin arkasında bu hakikat var.


Çünkü bu memlekete hep ‘Fransız’ kalabilmek, rantı toplamanın, ayrıcalıklı kalabilmenin tek yoludur.


Osmanlı da rant, toprağın yabancısına verilirdi, TC’de de rant, bu toprağa yabancı olmayı, yabancı kalmayı başaran devlet kullarına verildi.


Bir farkla, Osmanlı kadar pragmatik olamayan TC, bu ‘yabancılığı’ katı bir ideolojiyle her gün tekrar üretmek zorundaydı. TC yukardan aşağıya sürekli ‘ecnebi Türk’, yani devlete kapıkulu yaratıyordu. Bu ‘yerli ecnebilik’ devletin merkezî gücünü koruyordu. Rantın devletin kontrolünde olmasını sağlıyor ve devlet gücünden gram kaybetmiyordu. (Ecnebinin kendine yabancı bir ülkede rant toplayabilmesinin tek yolu devletten geçer)


Tayyip Erdoğan Aydın Doğan’a çektiği peşrevlerle bu ‘ranta’ ve ‘devlete’ ortak olacağını ele güne deklare etti. Bu, kendi tabanına yerel seçimlerden önce verilmiş bir müjdeydi. Bir tartışma değil.


Abdurrahman’ın davasıyla hukukun kendi kendini lağvetmesinden önce Erdoğan, bu ‘küstahlığı zinhar yapamazdı. Mahkemenin çaresiz ‘kararsızlık kararından’ sonra anladı ki, global ekonomi onun arkasındaydı.


Artık belki de, Türkiye’nin ‘eski yerlileri’ global destek sayesinde Türkiye’nin ‘yeni ecnebileri’ olabilirlerdi. .


Memleketim ‘laik Türk ecnebilerden’ sonra şimdi de yavaş yavaş ‘Müslüman Türk ecnebi’ üretmeye başlamıştı. Onlar da elbet rantı ‘yukardan aşağıya’ nasibine göre herkese dağıtacaktı.


“Onu bizim Çalık grubuna söz verdik” cümlesi, Erdoğan tarafından ne yalanlanıyor, ne de yanıtlanıyordu. Sanki bu cümle bir ahlaksızlık beyanı değil, bir müjdeydi.


Bu müjde uğruna Erdoğan, bütün imkânlarını tüketip zaten çırılçıplak kalmış diğer tarafın karşısında çıplak kalmayı göze aldı. Hiçbir yolsuzluk dosyası onun şahsını bu cümle kadar ‘düşüremezdi’.


Birbirlerini yesinler diyeceksiniz, ama dikkat, yeni anayasayı unutturmak üzereler.


Yeni bir anayasa, küçülecek devlet ve AB’ye doğru atılacak her adım, iki tarafın da yediği, yemek istediği ‘toplam rantı’ azaltmanın tek yolu.


Türkiye’de her ‘masumiyet savaşı’nın sonunda iki taraf da zaten olmayan masumiyetini bir de herkesin önünde kaybeder. Tabiatıyla, kimse gördüğüne şaşırmaz.


Ve/ fakat, bu savaşların sonunda ‘masumiyetini’ tekrar tesis eden hep devlet olur. Ama nedense, buna da kimse şaşırmaz.


‘Yeni’ askere dört koldan yapılan ‘eski’ teşrifata dikkat!


Diğer Gökhan Özgün Makaleleri: