| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
aşikar bırakın da çalışalım BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. " bila kayd u şard lobudlar_devriliyor
1 "niye yapıyorsunuz bunu" etiketi kullanan gönderi "niye yapıyorsunuz bunu" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
18
    
okuryazarhay | 18 Eylül 2008 15:07 | 0 fav | etiket:  

 

Niye yapıyorsunuz bunu?

Ahmet Altan - 18.09.2008
 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 

 

Gerçek her zaman ilgimi çekti.


Gerçeğin kendisi değil beni asıl ilgilendiren.


Ne olup bittiği daha az ilginç bence.


Ben, insanların “gerçek” denilen kavramla ilişkilerini merak ediyorum.


Bazıları “gerçeği” bulabilmek için bütün hayatlarını tehlikeye atarken, bazıları nasıl oluyor da bütün hayatlarını gerçeği saklamaya adayabiliyorlar?


Bazıları gerçeği olduğu gibi kabullenme cesaretini nereden buluyor?


Bazılarının gerçek karşısındaki korkusu nereden kaynaklanıyor?


Gerçeği söylemek neden bu kadar zor?


Bir bedeli var çünkü gerçeğin.


Sanırım, o bedeli ödemek istemeyenler gerçekten korkuyor.


Hem o gerçeğin sahibi iseniz hem de o bedeli ödemek istemiyorsanız ne yapacaksınız?


Sanırım, başka bir “gerçek” yaratacaksınız.


Yaratılan bu “gerçeğe” insanlar “yalan” diyor.


Ve, “yalan” bize, o yalanı söyleyenin aslında nasıl davranması gerektiğini bildiğini, öyle davranmanın “doğru ve ahlaklı” olduğunu kabul ettiğini ama “bedel” ödemek istemediği için “kurnazlık” ederek karşısındakini kandırmaya çalıştığını gösteriyor.


Galiba yalan söyleyenin asıl ahlaki sorunu, kendi ahlaki değerlerine ihanet etmiş olması.


Eğer yaptığı kendi ahlaki değerlerine uysa, bunu açıkça kabul edebilir çünkü.


O gerçekten kaçmaz.


Gerçeği söyler.


Sahip çıkar.


Ve bütün dünya “bu, yanlış” dese bile, “hayır ben bunun doğru olduğuna inanıyorum” der.


İnsanlar ve toplumlar her zaman doğru ve ahlaklı davranamazlar.


Bu, neredeyse bütün insanlar ve toplumlar için geçerlidir.


Kendi ahlaklarına ihanet ettikleri zamanlar olmuştur.


Bu noktada hemen hemen herkes aşağı yukarı eşittir.


Aralarındaki büyük farkı, o hatadan sonra “gerçekle” kurulan ilişki yaratır.


Bazıları bunun bedelini ödemeye razı olur, bazıları o bedeli başkasının üstüne yıkmaya çalışır.


İspanyollar Latin Amerikalıları, Amerikalılar Kızılderilileri, Almanlar Yahudileri öldürdüler.


Yaptıkları kendi ahlaki değerlerine aykırıydı.


Daha sonra aralarından bazıları çıkıp gerçeği açıkça söyledi.


Sonunda hep birlikte gerçeği kabullendiler.


Yaptıklarının en azından vicdani bedelini ödediler.


Bir yükten kurtuldular.


Kendi ahlaki değerlerinin dışına düşmüş bir gerçeği kabul ederek yeniden güçlendiler, ahlaklarını yeniden sağlamlaştırdılar.


Bizim yakın tarihimiz epeyce yalanla dolu.


Türkiye’de “tarihçiliğin” en tehlikeli mesleklerden birisi olması, bu yalanlar yüzünden.


Cesaretimiz bunları kabul etmeye yetmediğinden, neredeyse bütün hayatımız “gerçek bir gün öğrenilecek” korkusuyla geçiyor.


Üstelik daha da acıklısı, bizim kendimizden sakladığımız gerçekleri dünya biliyor.


Bizim söylediklerimiz onları etkilemiyor.


Öyle bakıyorlar bize.


Dünyanın bildiğini kendimizden, kendi çocuklarımızdan saklamanın anlamı ne peki?


Yurtdışına eğitime gidecek çocukları telaşla toplayıp, onlara kendi “gerçeğimizi” anlatmanın nasıl bir sonuç yaratacağını sanıyoruz?


Niye çocukların her şeyi özgürce araştırmalarını, öğrenmelerini, gerçekle karşılaşacak cesareti genç yaşlarındayken geliştirmelerini istemiyoruz?


Kaç kuşak daha, “yaratılmış gerçeklerle” yaşayabiliriz?


Kaç kuşak daha, “gerçeği” bilen dünyanın gözünde “kurnaz zavallılar” olabiliriz?


Gerçeği bilen birilerine yalan söylemenin, insanları nasıl acıklı duruma düşürdüğünün farkında değil miyiz?


Çocuklarımızı böyle acınacak hallere sokma hakkına sahip miyiz?


Hiçbir şey söylemeseler bile o sessiz ve müstehzi gülümsemeleriyle çocuklarımızla alay mı etsinler?


Gerçek, tuhaf bir güce sahip.


Ürkütücü bir gölge gibi.


Nereye giderseniz gidin, hangi yola saparsanız sapın hep peşinizde, hep sizinle ve size dışarıdan bakan biri için hep görünür halde.


Doğrusu ya, ben artık çocuklarımızı biraz rahat bırakmamız gerektiğine inanıyorum.


Onlara kendi “yaptığımız” gerçekleri öğretmek yerine, onların gerçeği bulacak, görecek, kabul edecek ve bu konularda gereğini yapacak güce sahip olmalarını sağlamalıyız.


Çünkü geçmişin “yalanları”, geleceğimizi de şimdiden “güçsüz” kılıyor.


Onları korkak ve kurnaz olmaya yöneltiyoruz.


İstediğimiz gençlik böyle bir şey mi?


Ne olup bittiği o kadar da önemli değil.


Bence önemli olan, “o gerçekle” nasıl ilişki kurulacağı.


Çocuklarımızın nasıl insanlar olacağını, geçmişte yaşananlar değil, onların o yaşananları taşıyacak cesarete sahip olup olmamaları belirleyecek çünkü.


Diğer Ahmet Altan Makaleleri: