Kürtlerin Kürtlere kötülüğü
FİDEL BALTA* Bölgede AK Parti ile darbeci devlet anlayışı arasında kurulmaya başlanan özdeşliğin tek kurbanı Abant Platformu’nun
toplantısı değil.
Seçimlerin yaklaşması ile beraber bölgede AK Parti’ye oy verme ihtimali bulunan Kürtlerin düşman ilan edilmesi, hedef
gösterilmesi durumu içinden çıkılmaz bir ortama sürükleyebilir.
Bu, demokrasi ve AB sürecinin tahrip olmasının çok daha ötesinde sonuçlara
yol açar.
Fuzuli’nin deyişi ile “Sussam gönül razı değil, konuşsam faydası yok”. Mesele can yakacak derecede. Abant Platformu’nun Diyarbakır toplantısı bir kez daha alınan tehditler nedeni ile iptal edildi. ‘Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak’ adı ile daha önce Diyarbakır’da gerçekleştirilmek istenen toplantı, alınan tehditler nedeni ile Abant’a taşınmıştı. Toplantı Diyarbakır’da bir yerel TV tarafından canlı yayında verilmiş ve olumlu tepkiler alınmıştı.
Abant’taki toplantıya katılan Diyarbakır’dan STK’lar kentteki olumlu izlenimler nedeni ile burada yapılamayan toplantının hiç olmazsa sonuç bildirgesini Diyarbakır’daki aktörlerle birlikte tartışmak için iftarlı bir organizasyon gerçekleştirmek istediler. Ancak toplantıya bir iki gün kala önce çağrıcılar grubu, ardından bu yetmezmiş gibi toplantının yapılacağı restoran sahibi tehdit edilince değerlendirme toplantısının iptali mecburi hale geldi.
ABANT PLATFORMU VE TEKELCİ KÜRTLER
Yapılan tehdidin kısa özeti şöyle; “Kürtsüz, Kürt sorununun çözümü olan bu anlayış, Fethullah Gülen Cemaati’nin ve AKP’nin nerede bir ‘düşkün’ ve ‘kaçkın’ varsa, yanına almaya ve sahte bir Kürt oluşumu yaratmaya dayalıdır. Hiçbir onurlu Kürdün Abant Platformu benzeri toplantıya katılmaması gerekir. Tersi durumda her türlü meşru eylem hakkını Kürtler geliştireceklerdir.”
Daha bir ayını doldurmayan Diyarbakır’daki Barış Mitingi’nde, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Gelin bir Kurucu Meclis oluşturalım. Başta Kürt sorununu masaya yatıralım. Bakalım savaş isteyen kim, barış isteyen kim” demişti. Abant Platformu’nun Diyarbakır’da toplanma girişimi ‘kurucu meclis’ olmasa da küçük bir örnek olabilir ve Kürt sorununu rafa kaldıran kamuoyuna iyi mesaj verebilirdi. Toplantıyı tehdit etme, savaş isteyenlerin kimler olduğunun işaretlerini taşımıyor mu, bu doğrudan Kürtlere yönelik bir haksızlık değil mi?
Toplantıya karşı bir sitede yayınlanan tehdit mesajının satır araları çok önemli. Mesajın sahibi dışında hiçbir Kürt’ü onurlu Kürt saymayan, esas Kürtler ile ‘düşkün’, ‘kaçkın’ Kürtler kategorileri oluşturan mesaj, Cumhuriyetin Güneş Dil teorisi ile beslenen kafatasçı milliyetçilerini hatırlatıyor. Meselenin özü aslında güvensizlik. Mevcut durumda Kürt siyasetçilerinin önünde (bireysel bazı çıkışları ihmal edersek) herhangi bir muhalefet yok. Zemin, siyasetin kalitesine göre inşa edilmediği için yoğun duygusal imalar ağırlık kazanıyor.
TARTIŞMAYI KİM İSTEMİYOR
Abant ve benzeri girişimlerin en önemli faydalarından biri de meselenin artık ‘ajite’ boyutundan arındırılmaya başlanmasında. Sanıyorum tahammülsüzlük de burada, yani ucuz siyasete alışmış bazı Kürt siyasetçiler karşılarında daha nesnel ve sorun çözücü bir dil kullanan girişimleri düşman kabul ediyorlar. Bu düşmanlık sorunun çözümüne yönelik değil, zorbalığa başvuranlar çözümsüzlükten medet umanlar. Tabi burada yaklaşan yerel seçimleri de ihmal etmemek gerek. Anladığım kadarıyla bazı radikaller, yerel seçimler öncesi ortamı kızıştırmak istiyorlar.
Toplantıya yönelik tehdit mesajında önemli bir ayrıntı var ki ihmal edilmemeli. Abant Platformu’nu Gülen Cemaati ve AK Parti ile ilişkilendiren ifadeler. Kürt sorununun başından itibaren karşı taraf, doğrudan devlet ve devlet içindeki darbe mantığı oldu. Asla Türkler, Lazlar, Çerkezler vb. etnik kimlikler ya da İslamcılar, liberaller, sosyalistler gibi siyasal akımlar olmadı. 22 Temmuz seçimlerinde DTP’nin yaşadığı hezimetten sonra Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sistematik bir şekilde AK Parti’yi darbeci devlet ile özdeşleştiren açıklamalar, toplantılar, imalar yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Sıradan vatandaş için anlamı, darbeci devletin yıllarca beslediği şiddetin şimdi Ak Parti tarafından devam ettirildiği.
ÇANDAR VE ALTAN’IN POSİZYONU BELLİ
Abant Platformu davetlilerinin önemli bir kısmının Gülen Cemaati veya AK Parti ile herhangi bir organik bağının olmadığını takip edenler arasında bilmeyen yok. Örneğin Cengiz Çandar toplantı kapsamında olmadan Diyarbakır’a gelse, bizzat Büyükşehir tarafından hürmetle karşılanır, zira Kürt sorunu karşısında aldığı adil tutumu bilmeyen yok. Liste Mehmet Altan, Levent Köker, Mete Tunçay ile diye devam ettirilebilir.
Siyaset alanında vaad-icraat dengesi ile konumunu güçlendiremeyeceğini anlayan bir zihniyetin, meşru olmayan manevralar yapmasına alışık bir siyasal kültüre sahip olsak da, bunu Kürt sorunu alanında yapmak sadece gayrî meşru değil, aynı zamanda ahlak dışı. Çünkü çözümsüzlükte ısrar daha fazla kanın akmasına, gencecik çocukların daha fazla can vermesine neden olacak.
MAĞDUR EDİLEN KÜRTLER
Mantık epey sorunlu. Benim kaygım şu; bölgede AK Parti ile darbeci devlet anlayışı arasında kurulmaya başlanan özdeşliğin tek kurbanının Abant Platformu olmaması. Seçimlerin yaklaşması ile beraber bölgede AK Parti’ye oy verme ihtimali bulunan Kürtlerin düşman ilan edilmesi, hedef gösterilmesi durumu içinden çıkılmaz bir vahşet ortamına doğru sürükler. Bu demokrasi, AB yolu ve Türkiye’nin kendisinin tahrip olduğu bir noktanın çok daha ötesidir.
Hala bir şans var mı, bilmiyorum, ama şayet varsa ve söz konusu ‘insan’sa Türkiye’de siyaset sahnesinin tehlikeyi görmesi ve hemen önlemler almasının vaktidir. Ertelen sivil anayasa bu adımlardan biri olabilir. Buradaki sorumluluk sanıyorum AK Parti’nin. Hem kimliği, hem de son seçimlerde aldığı oy oranları bunu gösteriyor.
* Sosyal Girişim Derneği Başkanı fidelbaltar@gmail.com
"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. "

