| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
aşikar bırakın da çalışalım BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. " bila kayd u şard lobudlar_devriliyor
1 "hürriyet'in 'rakı kadehli' yalan manşeti" etiketi kullanan gönderi "hürriyet'in 'rakı kadehli' yalan manşeti" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Mayıs
23
    

 

 

Hürriyet'in 'rakı kadehli' yalan manşeti, kapatma davası için eşsiz bir delildir!

Hürriyet; abartılı haberciliği, yalan haberi, asparagası, mizanseni, güdülemeyi, gözbağcılığı çok iyi bilir: Yıllar yılı psikolojik harekatın kralını yapmış bir gazetedir…

"Hürriyet-Eşitlik-Asparagas" ceridesi, beş yıl önce "Fransa'da mini etekli kızı diri diri yaktılar" sürmanşetiyle 60 yıllık tarihinin en büyük düzmece haberlerinden birine imza atarak içeriye "laiklik tehdit altında" mesajını şırınga edivermişti…

 

* * *

Üzerinize afiyet "Hürriyet Tarihinin Yalan Haberleri" başlıklı bir ansiklopedi hazırlıyorum!

Ne yazık ki, ansiklopediyi gazetenin altmışıncı yaş gününe yetiştiremedim. Kaçıncı yıldönümüne yetiştirebilirim inanın emin değilim…

İşim gittikçe zorlaşıyor…

Hürriyet'in yalan manşetleri son dönemde o kadar arttı ki, hepsine nasıl yetişeceğim diye kara kara düşünüyorum…

 

* * *

Amiral Gemisi'nin önceki günkü manşetinde "Bir Kadeh Rakı Artık Yasak" cümlesi okunuyordu…

Manşetin spotunda "alkollü içki satışındaki yeni mevzuatın herkesin kafasını karıştırdığı" yazılıydı…

Oysa, kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalışan Hürriyet'in ta kendisiydi…

Gözbağcı manşet sayesinde, "AKP hükümeti laik yaşam tarzına o denli karışır hale geldi ki artık ülkede bir kadeh rakı bile yasaklanıyor" demeye getiriliyordu…

Hürriyet'in spot başlığında "Evin dışında içmek zor" cümlesi; hemen altında "Bar ve restoranlarda kadehle satış sona eriyor. İşin özeti 'içeceksen evinde iç' deniyor" ifadesiyle hüküm verilip, operasyon tamamlanıyordu!

İngiliz tabloid basınının bağımlısı olduğu o çürütücü prensip Hürriyet için bir kere daha devreye girmişti…

Neydi, o?

"-Gerçeğin, iyi bir öyküyü bozmasına izin verme!"

Gerçek şu ki, açık içki satma ruhsatına sahip yerlere barlara, lokantalara vesaireye yasak geldiği yoktu…

5752 sayılı kanun, yani yeni yasa, açıkta içki satması zaten yasak olan bakkallar, marketler, büfelerle ilgiliydi:

"Kimi yerlerde kapısının önüne masa atıp içki servisi yaparak yasağı çiğneyen bakkal ve marketlere şimdiye kadar olduğu üzere yönetmeliğe göre değil de, kanunla ceza verilmesi gerektiğinden" böyle bir kanun çıkarmak zaruri hale gelmiş, sonuçta yasa çıkmıştı…

Bu açık gerçek Hürriyet'in umurunda değildi, tabii…

Bundan daha elverişli ve de "ağızlara laik" hükümete çakma öyküsü olur mu?

"Büyük Gazete" zerre kadar utanmadan "Bir kadeh bile artık yasak" manşetiyle kamuoyunu yanıltarak, "Laiklik elden gidiyor" cenahına "cephanelik" taşıyor.

 

* * *

Hürriyet'in yalan manşetinin, Yargıtay Başsavcısı'nın çok hoşuna gideceğini sanıyorum…

Benzer yalan haberleri AKP iddianamesine koymuştu ya…

Başsavcımızın 'Ek İddianame' hazırlayıp; Hürriyet'in şu son manşetini de kapatma davasına yetiştirmesinde fayda var!

 

Danıştay, Ergenekon'u görmezden geliyor

Önceki gün Danıştay Provokasyonu'nun ikinci yıldönümüydü… "Ulusalcı-Darbeci" Ergenekon çetesine mensup Alparslan Arslan'ın alçakça saldırısında Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetmiş, Türkiye bir anda "alacakaranlık kuşağı"na girivermişti.

Danıştay Provokasyonu'nun tarihine dikkat buyurunuz…

Bir gün öncesinde yani 2006'nın 16 Mayıs günü "bir başka provokasyon" vardı:

Ekonomik kriz çıkarmak maksadıyla "sıcak para aktörleri"ne mali piyasalarımızdan çok büyük miktarda para çektirilme yoluna gidilmiş; Atlantik'in Öte Yanı'ndan düğmeye basılmak suretiyle başlatılan "ekonomik darbe teşebbüsü" tam üç hafta sürmüş ancak hedefine ulaşamamıştı!

Bu iki hadise; 2006'nın 15 Mayıs'ında Ankara'nın Kapalı Kapıları Ardında gerçekleşen "büyük kırılma" neticesinde tarihi bir darbe yiyen ABD'nin "Türkiye'nin Yeni Gidişatı"nı "siyasi ve ekonomik provokasyonlarla test etmesi" anlamına geliyordu.

 

* * *

Özbilgin'i anma töreninde konuşan Danıştay Başkanvekili Gönül Önbilgin saldırıyı "Cumhuriyet tarihinde dönüm noktası olabilecek olaylardan biri" diye niteleyerek laiklik vurgusu yaptı…

Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ise mesajında Danıştay saldırısının "aslında demokratik, laik cumhuriyet ve çağdaşlığa yönelik bir saldırı olduğunu" vurguladı!

Bu iki açıklama, Danıştay saldırısının "dinci bir saldırgan" tarafından "laik rejime yönelik" olarak gerçekleştirildiği ön kabulüne dayanıyor…

Tam da bu yüzden, gerçeği hasıraltı etme çabalarına yardımcı oluyor!

Böylesine peşin kabuller, Danıştay Provokasyonu'nun senaryosunu yazanların işine gelir!

Tetikçi Arslan'ın saldırıyı "Danıştay 2. Dairesi'nin türban kararı nedeniyle işlediği" ve "İslamcı bir terörist" olduğu tezi ilk günden beri Laikçi Medya'da pompalanmıştı…

Sonrasında ise Arslan'ın "Ulusalcı" Ergenekon çetesinin tetikçisi olduğu ortaya çıkmıştı!

2006 Mayıs'ında "Cumhuriyet gazetesini bombalayan kadroda" da yer alan Arslan'ın kullandığı o el bombalarının Ümraniye cephaneliğindeki Ergenekon bombaları ile ikiz kardeş olduğu ispatlanmıştı.

Arslan'ı Veli Küçük'le bir arada gösteren fotoğrafın montaj değil gerçek olduğu da kanıtlanmıştı…

Alparslan Arslan yakalandığı vakit, babası oğlunun İslamcılarla ilgili olmadığını söylüyordu; bir süre sonra tam tersi açıklamalar yapmaya başlayarak oğlunu provokasyon senaryosunda yazıldığı gibi "dinci" biri gibi göstermeye gayret edecekti!

Tansel Çölaşan, Arslan'ın ateş ederken tekbir getirdiğini iddia etmiş; ancak saldırıda yaralanan bir Danıştay üyesinin tanıklığıyla böyle bir hadisenin olmadığı anlaşılmıştı…

Tetikçi sonradan verdiği ifadede "Tekbir getirmiş olabilirim" diyerek "durumu kurtarmaya" çalışmıştı!

Anlaşılan o ki, Arslan saldırı esnasında "kendisinden söylenmesi istenenleri" unutmuştu: İfadesinde telafi etmeye çalıştığı husus buydu…

Alparslan Arslan'ın; Danıştay saldırısından hemen sonra basında "Nurcu Şeyh!" Salih Hoca diye lanse edilen Salih Kurter adlı kişinin türbanla ilgili sohbetlerinden etkilenerek kanlı eylemi gerçekleştirdiği hikayesi kamuoyuna yetirilmek istenmişti…

"Salih Hoca" hakkında üç kez müebbet istendiği halde dava sonunda "şeyh" rolünde oynayan "aktör" bir anda beraat edivermişti!

 

* * *

Alparslan Arslan hakkında müebbet hapis cezası veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında ise Danıştay-Ergenekon ilişkisini ispatlayan kesinleşmiş birçok bağlantıyı es geçerek saldırı ile örgüt arasında hukuki bir bağ olmadığına hükmetti!

Ayrıca, saldırının yıldönümünde konuşan Danıştay mensuplarının yüzde yüz olan Ergenekon bağlantısının uzağından bile geçmediklerini gördük!

O zaman şu soruyu sormamız şart oluyor:

Herkes hukuka saygı gösterecek ama yargı erkinin kendisi hukuka uymayacak/hukukun gereklerini yerine getirmeyecek öyle mi?

Demek oluyor ki; sadece Statükocu Medya'da değil yargı mekanizmasının içinde de Danıştay Provokasyonu'nun perde arkası ile yüzleşmeye cesaret edemeyenler var!