| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
aşikar bırakın da çalışalım BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. " bila kayd u şard lobudlar_devriliyor
1 "devamı türkiye’de" etiketi kullanan gönderi "devamı türkiye’de" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Sep
18
    
okuryazarhay | 18 Eylül 2008 15:06 | 0 fav | etiket:  

 

Devamı Türkiye’de

Taraf EZGİ AKIN ANKARA - Istanbul - 18.09.2008

 

 

Devamı Türkiye’de
 

Alman Deniz Feneri davasında Mehmet Gürhan beş yıl on ay, Mehmet Taşkan iki yıl dokuz ay ceza aldı. Firdevsi Ermiş ise yattığı süre hesaba katılıp serbest kaldı. Davanın Almanya tarihinin en büyük bağış skandalı olduğunu söyleyen yargıç Türkiye bağlantılarına dikkat çekti. “Burada yargıya müdahale olmaz” dedi. Adalet Bakanı Şahin: Yurtdışında Türk vatandaşlarının hüküm giymesi sevinilecek birşey değil. AKP’li Başkanvekili Ergün: Türkiye bağlantısı varsa araştırılsın

Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen Deniz Feneri e.V. davasıyla ilgili karar  açıklandı. Karara göre sanıklar dolandırıcılık suçlamasıyla Mehmet Gürhan’a beş yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a iki yıl dokuz 9 ay hapis, Firdevsi Ermiş ise bir yıl 10 ay hapis cezası verildi.
23 Nisan 2007’den bu yana gözaltında bulunan Mehmet Gürhan aldığı 70 ay cezanın üçte ikisini çektikten sonra yani 29 ay sonra serbest kalabilecek. Gürhan ayrıca altı ay sonra hafifletilmiş cezasını çekmeye başlayacak. Hafifletilmiş cezada haftada bir gün izin ve ziyaret saatlerinin uzaması gibi durumların olduğu öğrenildi.
14 aydır gözaltında bulunan Mehmet Taşkan ise iki yıl dokuz ay hüküm giydi. Taşkan’ın tutukluluk halinin kaldırılmasına karar veren mahkeme heyeti cezanın geri kalan 19 aylık kısmının nasıl çekileceği hususunda avukatlar ile savcılığın bir araya gelerek karar vereceklerini bildirdi. Buna göre Taşkan cezasını ya tamamen hapiste geçirecek ya da gündüzleri sosyal işlerde çalışıp sadece geceleri yatmak için cezaevine dönecek. Anlaşma sağlanana kadar, Taşkan serbest kalacak.

POLİS KORUMASI • 17 aydır gözaltında tutulan Firdevsi Ermiş’in bir yıl 10 ay hapis ile cezalandırılmasına karar veren mahkeme sanığın gözaltı süresini hesaba katarak geri kalan beş aylık cezasını iki yıl tecil etti. Buna göre Ermiş bugün serbest bırakıldı. Sanıklar ve savcılık kararda anlaşarak temyize gitmeyeceklerini açıkladılar. Ermiş’le birlikte Taşkan da duruşmadan sonra polis korumasında mahkemeden ayrıldılar.

UNİCEF’İ GEÇTİ • Hakim Johann Müller gerekçeli kararında bu davanın Almanya’nın en büyük bağış skandalı davası olduğunu belirterek daha önce çok ses getiren UNICEF Almanya davasını dahi geçtiğini söyledi. Deniz Feneri e.V’nin Alman yasalarına göre kurulmuş bir dernek olduğunu hatırlatan Müller kararı Alman yasalarına göre verdiklerini hatırlattı. Bu davanın Türkiye’de siyasi malzeme yapılmasından dolayı üzüntü duyduğunu dile getiren Müller basında bu yönde çıkan haberleri takip ettiğini kaydetti.

“BURASI ALMANYA” • Ayrıca mahkemeye baskı ve davanın Türkiye ile Almanya arasında pazarlık konusu olduğu yönündeki iddialara da değinen Müller, bunun sadece rutin bir bilgi alışverişi olduğunu ve herhangi bir pazarlığın olmadığını vurguladı. Müller, “Burası Almanya. Burada yargı bağımsızdır. Hiç bir şekilde baskı söz konusu değildir” dedi.
Beş yıl boyunca 20 binden fazla bağış sahibinin güvenlerinin zedelendiğini belirten Alman hakim, Almanya Deniz Feneri’nin toplam 41 milyon avro bağış topladığını söyledi. Türkiye’ye giden toplam miktarın da 17 milyon avro olduğunu kaydeden Müller bunun sekiz milyonunun Türkiye Deniz Fenerine gittiği, geri kalan kısmın çeşitli yerlerde kullanıldığını ifade etti. Amaç dışı kullanılan paradan sadece dört milyon avronun Almanya’da kaldığını bildiren Müller yargılananların dolandırıcılıktan hüküm giydiklerini anlattı.

TÜRKİYE’DEN YÖNETİLİYOR • Gerekçeli kararda olayın Türkiye boyutuna da değinen Müller, Mehmet Gürhan’ın dernekte yönetici olmasına karşın büyük orandan Türkiye’den yönlendirildiği ve karar vermede tek yetkilinin kendisi olmadığını belirtti. Müller, Türkiye’de Zekeriya Karaman’ın ön plana çıktığını vurguladı. Müller, kararında sanık Mehmet Gürhan’ın, İsmail Karahan, Harun Yoldaş, Mustafa Çelik ve Zahit Akman ile geçmişte ticari ilişkileri olduğunu da belirtti.
Davanın gerekçeli kararı altı hafta sonra açıklanacak. Gerekçeli kararın ardından davanın ikinci aşaması olarak tanımlanan, Deniz Feneri e.V. davasında ikincil rolleri olan 16 sanıkla ilgili olarak soruşturma başlayacak.

• KARARA SİYASİ TEPKİLER:
AKP Grup Başkanvekili NİHAT ERGÜN •
 “Almanya’daki yasalara göre Deniz Feneri davası görülmüş ve karara bağlanmıştır. Türk vatandaşlarını yurtdışında suç işleyerek ceza alması üzüntü verici. Bunun vatandaşların iyi niyeti suistimal edilerek yapılması ise üzüntümüzü katlıyor.
Alman makamlarının ‘bu suçun Türkiye bağlantıları var’ iddiaları da araştırmaya değer. Ama gerek polis şefinin gerek savcının ve Alman yargıcının yaklaşımlarını bir taraftan önemsemek bir taraftan da temkinli yaklaşmakta fayda var.
İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı gerekli incelemeyi yapmaktadırlar. Zaten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı bir soruşturma var. Bu konu inceleniyor. Hiç bir adım atılmadı, diye bir şey yok. Bunların dışında da bizim atacağımız bir adım varsa biz de bunu atarız.
Kimse vatandaşların hamiyetperver ve iyilik sever duygularını suistimal edemez. Bu konunun Türkiye bağlantısı varsa Türk ve Alman makamlarının talebi doğrultusunda gereği yapılır. Suistimallerin önüne geçecek yasal düzenleme gerekiyorsa da o da yapılır.”

MHP Grup Başkanvekili OKTAY VURAL • Bu olayın yalnızca hukuki boyutu bulunmadığının, siyasi boyutunun da olduğunun ortaya çıktığını belirten Vural, olayla ilgili olanların AKP hükümetinin siyaseten yakın ilgisine ve korumasına mazhar olduğunun da görüldüğünü söyledi. Vural, hükümetin bu olaya yaklaşımının da ibret verici olduğunu ve Türkiye’de konunun üzerine gidilmesi yönünde bir siyasi kararlılık gösterilmediğini belirtti.
Bu meselenin artık uluslararası bir boyuta taşındığını söyleyen Vural, İddianamede 2007 yılındaki görüşmede Türk makamlarının elinde belgeler olduğunun görüldüğü ifadesinin yer aldığına işaret ederek, bu belgelerin ne yapıldığını sordu. Vural, “Bu belgeler neden hükümetin elinde bulunuyor da savcıların elinde değil? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ne zaman soruşturma açtı. Bu konuyu geçiştirmek için usulü bir soruşturma mı açıldı?” dedi.

CHP Genel Saymanı MUSTAFA ÖZYÜREK • “Savcılar Türkiye ayağı için harekete geçmelidir. Açıklanan kararla, Almanya’da yoksullar için toplanan paraların Türkiye’de siyasi amaçlar için kullanıldığı kesinleşmiştir. AKP’ye yandaş medyanın şirketlerinin kuruluşunda bu paralar kullanılmıştır. İddianame ve mahkeme kararı bunu gösteriyor. Artık olayda en ufak bir kuşku yok. Türkiye ayağı çok önemli. Zekeriya Karaman’ın Türkiye’deki olayların baş sorumlusu olduğu mahkeme kararıyla ortaya çıkmıştır. Bu kişinin Başbakana yakınlığı hem hısım olarak yakınlığı, çocuklarının bacanak olması, Kanal 7’nin AKP’nin bir yayın organı olarak görev yapmış olması, orada görev yapmış olan kimselerin şimdi pek çok yerde görev alması da gösteriyor ki AKP’nin iç içe olduğu bir organizasyondur. Türkiye’deki ayağının incelenmesi için hemen Maliye Bakanlığı harekete geçmeli, MASAK araştırmalara başlamalı, Adalet Bakanlığı ve SPK bu konuda araştırmalara başlamalı. Türkiye’de de hukuk devletine bağlı namuslu, dürüst görevini yapacak savcılar ve hakimler vardır.”

DSP Genel Sekreter Yardımcısı HASAN ERÇELEBİ • “Türk savcıları da derhal harekete geçmelidir. AKP hükümetinin, Alman yargısına baskı yaptığı iddiaları vardı. Türk savcıları da böyle bir baskı altında mı diye düşünüyoruz. Savcı ve hakimlerin böyle bir baskıya boyun eğmeyeceğine inanıyoruz.”

CHP Trabzon Milletvekili AKİF HAMZAÇEBİ • Deniz Feneri olayının asıl boyutunun Türkiye’de olduğunu belirterek, “Şimdi yapılması gereken, işin Türkiye boyutunun ve Türkiye’deki elebaşlarının ortaya çıkarılmasıdır” dedi. Alman mahkemesinin verdiği kararın, Türkiye’deki mevzuata göre ortada bir kara para akışının olduğunu gösterdiğini söyleyen Hamzaçebi “Bu para Türkiye’deki şirketlerin finansmanında kullanılmak suretiyle aklanmaya çalışılmıştır. Davanın Türkiye ayağı ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmasının yanı sıra Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı harekete geçmelidir” dedi.

Başbakan Yardımcısı CEMİL ÇİÇEK • “Prensip itibariyle biz hükümet olarak da parti olarak da kim ne suç işliyorsa onların arkasında olmayız, destekçisi olmayız. Türkiye’de de yargı bağımsızdır, suç işlendiyse soruşturmak, gereğini yapmak savcıların görevidir, savcılar bu tip yolsuzluk suçlarında hiçbir yerden izin almak mecburiyetinde değildir. İster Deniz Feneri, ister başka yolsuzluk olsun kim ne suç işlediyse ne haksızlık hukuksuzluk yaptıysa ortaya çıkarılması konusunda en evvel desteği biz veririz.”

‘PAZARLIK’ TARTIŞMASI SÜRÜYOR • Almanya’da sonuçlanan Deniz Feneri e.V. davasının, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz ile yaptıkları görüşmelerde gündeme gelmesinin tartışmaları sürüyor. Adalet Bakanı Şahin, “Gündeme geldi ama bir talebim olmadı” derken, Alman kaynaklar “Marcos Weiss’in durumuyla ilgili pazarlık olmadı” bilgisini verdiler.
 Alman kaynaklarından edinilen bilgiye göre görüşmede Başbakan Erdoğan’dan, o tarihlerde Antalya’da tutuklu bulunan Alman vatandaşı Marcos Weiss’in hukuki durumu hakkında bilgi almaya gelen Alman heyete, Başbakan da Deniz Feneri e.V. davası sanıklarının tutukluluk süreleri ile ilgili soru sorduğunu kabul eden kaynaklar, Marcos Weiss’in durumu ile Deniz Feneri e.V. davası arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu reddederek iki konu arasında pazarlık yapıldığı yorumlarını kabul etmedi.

RUTİN BİR UYGULAMA • Büyükelçi Eckart Cuntz Almanya’da olduğu için, Başbakan’ın önceki akşam verdiği iftar yemeğine Büyükelçi’yi temsilen katılan Maslahatgüzar Peter Prügel, Büyükelçilik ile Başbakan ve Adalet Bakanı arasındaki görüşmelerin kripto olarak Almanya’ya gönderilmesine “Rutin bir uygulama” dedi.

“GÖRÜŞTÜM AMA” • Adalet Bakanı Şahin iftar yemeğinde buluştuğu yargı muhabirlerine Büyükelçi Cuntz ile görüşmesinin detaylarını şöyle anlattı: “Görüşme talebi Büyükelçi Cuntz’dan geldi. Cuntz, Antalya’da uzun süre tutuklu olan Alman gencin ‘Türkiyede haksız yere tutulduğu’ şeklinde Alman basınındaki haberler üzerine ciddi kamuoyu baskısı oluştuğunu belirterek, ‘Bu konuda sizin tavsiyelerinizi almaya geldim’ dedi. Ama bizden Alman gencin tahliyesini istemedi. Ben de ‘sizde olduğu gibi bizde de yargı organları bağımsızdır. Bizim onlara talimat vermemiz mümkün değil’ dedim ve örnek verdim; ‘Şu günlerde sizde de Deniz Feneri davası dolayısıyla tutuklanmış olan Türkler var. Hatta onunla ilgili de bizde dava açılmadı diye haberler yapılıyor. Siz nasıl buna müdahale edemezseniz, ben de Antalya’dakine edemem’ şeklinde değerlendirmeler yaptım. Yoksa ‘Deniz Feneri davasındaki tutuklarla ilgili yardımcı olun’ gibi bir talebim olmadı, olması da mümkün değil.”

BİZİM KRİPTOLAR VERİLMEZ • Şahin, görüşmenin kriptolarının Alman savcılığına ulaştırılması konusunda tereddütleri bulunduğunu da anlattı ve “Ancak benim çekineceğim şey yok. Alman yasaları Büyükelçiliğe böyle bir görev yüklemişse bir şey diyemem, ama bizde sanıyorum böyle bir uygulama yok. Bu görüşmenin hükümetin devreye girmesi olarak gösterilme-sinden üzüntü duyarım. Eğer böyleyse o zaman karşı olarak ben de Almanya Türkiye’deki dava için seferber olmuş derim, ama demiyorum. Alman gencin davasına karşılık bu davayı söyleme nedenim o dönem davanın Türkiye’nin gündeminde olması ve o nedenle aklıma gelmesidir” diye konuştu. Şahin, Ankara Başsavcılığı’nın  Almanya’daki dosyanın istenmesini talep ederse Bakanlığının gereğini yapacağını kaydetti.

AKMAN’IN ORTAĞI ERTÜRK’ÜN ADI AİHM RAPORLARINDA • Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davasında adı geçen Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Zahit Akman’la iş ortaklığı ortaya çıkan emekli Tümgeneral Yavuz Ertürk’ün adı, AİHM ve TBMM’nin raporlarında da geçiyor. AİHM’in, Türkiye’nin ceza yediği kayıp ve yargısız infaz davalarında defalarca istenmesine rağmen ifade vermediğini belirttiği emekli general Ertürk “Benim hiç haberim olmadı” dedi.
Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy’de 1993’te gözaltına alınan, 2004’te de kemikleri bulunan 11 köylünün ölümünü araştıran TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, olaydan dönemin Bolu Tugay Komutanı emekli general Yavuz Ertürk’ü adres gösterdi. Milletvekilleri Cavit Torun, Mesut Değer ve Hakan Taşçı tarafından kaleme alınan raporda, “İnceleme imkanı bulduğumuz Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki dosya mağdur yakınlarının Avrupa Komisyonu’na ve AİHM’e yaptıkları başvurular sonucunda verilen karardaki belirlemeler, olayın Bolu’dan gelen General Yavuz Ertürk komutasındaki birliğin operasyonu sırasında gerçekleştiği anlaşılmıştır” dendi.

AİHM: ERTÜRK GELMEDİ •
Ertürk, ayrıca 18 Mayıs 1994’te Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Türeli köyü Dehla Zerê mezrasına yapılan baskında Servet ve İkram İpek’in kaybedilmesi olayından da sorumlu tutuldu. AİHM’in Türkiye’yi 58 bin 400 avro tazminat ödemeye mahkum ettiği kararda Ertürk’le ilgili şöyle not düşüldü: “Mahkememizin defalarca çağrı yapmasına rağmen Ertürk ifade vermekten çekindi.”

“İFADE İÇİN TEŞÜKKÜR ALDIM” •
Taraf’a konuşan  Ertürk, Kulp olayıyla ilgili tuğgeneral olduğu sırada AİHM’in talebi üzerine 8 Mayıs 1998’de Ankara Devlet Konukevi’nde AİHM heyetine üç saat ifade verdiğini, hatta bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndan kendisine teşekkür yazısı verildiğini söyledi. Ertürk, Lice ile ilgili olarak ise o sırada emekli olduğuna dikkat çekti ve 2004 yılındaki davayla ilgili kendisinden ifade vermesinin istenmediğini, haberi bile olmadığını da belirterek, şunları söyledi:

“BANA BİLGİ VERİLMEDİ” • “Ben açık biriyim. Görev yaptığım döneme ilişkin her soruyu yanıtlarım. Biz vatan için görev yaptık. Ama benim ne o davadan ne de ifade vermem gerektiğinden hiç haberim olmadı. Bunu bence Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi’ne ya da bununla ilgili yetkili kimse ona sormanız lazım.”    

KANAL D’DE DANIŞMAN • Halen güvenlik şirketinin dışında Kanal D Haber Dairesi’nde Danışman olarak görev yaptığını belirten Ertürk, “Neden bunca faili meçhul ve yargısız infazla anıldığı” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bolu Tugayı olarak anılmamıza rağmen, bizim Güneydoğu’da adım atmadığımız yer kalmadı. O nedenle bu tür iddiaların ortaya atılması normaldir. Ama her zaman masum halkı ayırmayı bildik.”