Devamı Türkiye’de
Alman Deniz Feneri davasında Mehmet Gürhan beş yıl on ay, Mehmet Taşkan iki yıl dokuz ay ceza aldı. Firdevsi Ermiş ise yattığı süre hesaba katılıp serbest kaldı. Davanın Almanya tarihinin en büyük bağış skandalı olduğunu söyleyen yargıç Türkiye bağlantılarına dikkat çekti. “Burada yargıya müdahale olmaz” dedi. Adalet Bakanı Şahin: Yurtdışında Türk vatandaşlarının hüküm giymesi sevinilecek birşey değil. AKP’li Başkanvekili Ergün: Türkiye bağlantısı varsa araştırılsın
Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen Deniz
Feneri e.V. davasıyla ilgili karar açıklandı. Karara göre sanıklar
dolandırıcılık suçlamasıyla Mehmet Gürhan’a beş yıl 10 ay, Mehmet
Taşkan’a iki yıl dokuz 9 ay hapis, Firdevsi Ermiş ise bir yıl 10 ay
hapis cezası verildi.
23 Nisan 2007’den bu yana gözaltında bulunan
Mehmet Gürhan aldığı 70 ay cezanın üçte ikisini çektikten sonra yani 29
ay sonra serbest kalabilecek. Gürhan ayrıca altı ay sonra hafifletilmiş
cezasını çekmeye başlayacak. Hafifletilmiş cezada haftada bir gün izin
ve ziyaret saatlerinin uzaması gibi durumların olduğu öğrenildi.
14
aydır gözaltında bulunan Mehmet Taşkan ise iki yıl dokuz ay hüküm
giydi. Taşkan’ın tutukluluk halinin kaldırılmasına karar veren mahkeme
heyeti cezanın geri kalan 19 aylık kısmının nasıl çekileceği hususunda
avukatlar ile savcılığın bir araya gelerek karar vereceklerini
bildirdi. Buna göre Taşkan cezasını ya tamamen hapiste geçirecek ya da
gündüzleri sosyal işlerde çalışıp sadece geceleri yatmak için cezaevine
dönecek. Anlaşma sağlanana kadar, Taşkan serbest kalacak.
POLİS KORUMASI •
17 aydır gözaltında tutulan Firdevsi Ermiş’in bir yıl 10 ay hapis ile
cezalandırılmasına karar veren mahkeme sanığın gözaltı süresini hesaba
katarak geri kalan beş aylık cezasını iki yıl tecil etti. Buna göre
Ermiş bugün serbest bırakıldı. Sanıklar ve savcılık kararda anlaşarak
temyize gitmeyeceklerini açıkladılar. Ermiş’le birlikte Taşkan da
duruşmadan sonra polis korumasında mahkemeden ayrıldılar.
UNİCEF’İ GEÇTİ •
Hakim Johann Müller gerekçeli kararında bu davanın Almanya’nın en büyük
bağış skandalı davası olduğunu belirterek daha önce çok ses getiren
UNICEF Almanya davasını dahi geçtiğini söyledi. Deniz Feneri e.V’nin
Alman yasalarına göre kurulmuş bir dernek olduğunu hatırlatan Müller
kararı Alman yasalarına göre verdiklerini hatırlattı. Bu davanın
Türkiye’de siyasi malzeme yapılmasından dolayı üzüntü duyduğunu dile
getiren Müller basında bu yönde çıkan haberleri takip ettiğini kaydetti.
“BURASI ALMANYA” •
Ayrıca mahkemeye baskı ve davanın Türkiye ile Almanya arasında pazarlık
konusu olduğu yönündeki iddialara da değinen Müller, bunun sadece rutin
bir bilgi alışverişi olduğunu ve herhangi bir pazarlığın olmadığını
vurguladı. Müller, “Burası Almanya. Burada yargı bağımsızdır. Hiç bir
şekilde baskı söz konusu değildir” dedi.
Beş yıl boyunca 20 binden
fazla bağış sahibinin güvenlerinin zedelendiğini belirten Alman hakim,
Almanya Deniz Feneri’nin toplam 41 milyon avro bağış topladığını
söyledi. Türkiye’ye giden toplam miktarın da 17 milyon avro olduğunu
kaydeden Müller bunun sekiz milyonunun Türkiye Deniz Fenerine gittiği,
geri kalan kısmın çeşitli yerlerde kullanıldığını ifade etti. Amaç dışı
kullanılan paradan sadece dört milyon avronun Almanya’da kaldığını
bildiren Müller yargılananların dolandırıcılıktan hüküm giydiklerini
anlattı.
TÜRKİYE’DEN YÖNETİLİYOR • Gerekçeli
kararda olayın Türkiye boyutuna da değinen Müller, Mehmet Gürhan’ın
dernekte yönetici olmasına karşın büyük orandan Türkiye’den
yönlendirildiği ve karar vermede tek yetkilinin kendisi olmadığını
belirtti. Müller, Türkiye’de Zekeriya Karaman’ın ön plana çıktığını
vurguladı. Müller, kararında sanık Mehmet Gürhan’ın, İsmail Karahan,
Harun Yoldaş, Mustafa Çelik ve Zahit Akman ile geçmişte ticari
ilişkileri olduğunu da belirtti.
Davanın gerekçeli kararı altı hafta
sonra açıklanacak. Gerekçeli kararın ardından davanın ikinci aşaması
olarak tanımlanan, Deniz Feneri e.V. davasında ikincil rolleri olan 16
sanıkla ilgili olarak soruşturma başlayacak.
• KARARA SİYASİ TEPKİLER:
AKP Grup Başkanvekili NİHAT ERGÜN • “Almanya’daki
yasalara göre Deniz Feneri davası görülmüş ve karara bağlanmıştır. Türk
vatandaşlarını yurtdışında suç işleyerek ceza alması üzüntü verici.
Bunun vatandaşların iyi niyeti suistimal edilerek yapılması ise
üzüntümüzü katlıyor.
Alman makamlarının ‘bu suçun Türkiye
bağlantıları var’ iddiaları da araştırmaya değer. Ama gerek polis
şefinin gerek savcının ve Alman yargıcının yaklaşımlarını bir taraftan
önemsemek bir taraftan da temkinli yaklaşmakta fayda var.
İçişleri
Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı gerekli incelemeyi yapmaktadırlar. Zaten
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı bir soruşturma var. Bu konu
inceleniyor. Hiç bir adım atılmadı, diye bir şey yok. Bunların dışında
da bizim atacağımız bir adım varsa biz de bunu atarız.
Kimse
vatandaşların hamiyetperver ve iyilik sever duygularını suistimal
edemez. Bu konunun Türkiye bağlantısı varsa Türk ve Alman makamlarının
talebi doğrultusunda gereği yapılır. Suistimallerin önüne geçecek yasal
düzenleme gerekiyorsa da o da yapılır.”
MHP Grup Başkanvekili OKTAY VURAL • Bu
olayın yalnızca hukuki boyutu bulunmadığının, siyasi boyutunun da
olduğunun ortaya çıktığını belirten Vural, olayla ilgili olanların AKP
hükümetinin siyaseten yakın ilgisine ve korumasına mazhar olduğunun da
görüldüğünü söyledi. Vural, hükümetin bu olaya yaklaşımının da ibret
verici olduğunu ve Türkiye’de konunun üzerine gidilmesi yönünde bir
siyasi kararlılık gösterilmediğini belirtti.
Bu meselenin artık
uluslararası bir boyuta taşındığını söyleyen Vural, İddianamede 2007
yılındaki görüşmede Türk makamlarının elinde belgeler olduğunun
görüldüğü ifadesinin yer aldığına işaret ederek, bu belgelerin ne
yapıldığını sordu. Vural, “Bu belgeler neden hükümetin elinde bulunuyor
da savcıların elinde değil? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ne zaman
soruşturma açtı. Bu konuyu geçiştirmek için usulü bir soruşturma mı
açıldı?” dedi.
CHP Genel Saymanı MUSTAFA ÖZYÜREK • “Savcılar
Türkiye ayağı için harekete geçmelidir. Açıklanan kararla, Almanya’da
yoksullar için toplanan paraların Türkiye’de siyasi amaçlar için
kullanıldığı kesinleşmiştir. AKP’ye yandaş medyanın şirketlerinin
kuruluşunda bu paralar kullanılmıştır. İddianame ve mahkeme kararı bunu
gösteriyor. Artık olayda en ufak bir kuşku yok. Türkiye ayağı çok
önemli. Zekeriya Karaman’ın Türkiye’deki olayların baş sorumlusu olduğu
mahkeme kararıyla ortaya çıkmıştır. Bu kişinin Başbakana yakınlığı hem
hısım olarak yakınlığı, çocuklarının bacanak olması, Kanal 7’nin
AKP’nin bir yayın organı olarak görev yapmış olması, orada görev yapmış
olan kimselerin şimdi pek çok yerde görev alması da gösteriyor ki
AKP’nin iç içe olduğu bir organizasyondur. Türkiye’deki ayağının
incelenmesi için hemen Maliye Bakanlığı harekete geçmeli, MASAK
araştırmalara başlamalı, Adalet Bakanlığı ve SPK bu konuda
araştırmalara başlamalı. Türkiye’de de hukuk devletine bağlı namuslu,
dürüst görevini yapacak savcılar ve hakimler vardır.”
DSP Genel Sekreter Yardımcısı HASAN ERÇELEBİ • “Türk
savcıları da derhal harekete geçmelidir. AKP hükümetinin, Alman
yargısına baskı yaptığı iddiaları vardı. Türk savcıları da böyle bir
baskı altında mı diye düşünüyoruz. Savcı ve hakimlerin böyle bir
baskıya boyun eğmeyeceğine inanıyoruz.”
CHP Trabzon Milletvekili AKİF HAMZAÇEBİ • Deniz
Feneri olayının asıl boyutunun Türkiye’de olduğunu belirterek, “Şimdi
yapılması gereken, işin Türkiye boyutunun ve Türkiye’deki elebaşlarının
ortaya çıkarılmasıdır” dedi. Alman mahkemesinin verdiği kararın,
Türkiye’deki mevzuata göre ortada bir kara para akışının olduğunu
gösterdiğini söyleyen Hamzaçebi “Bu para Türkiye’deki şirketlerin
finansmanında kullanılmak suretiyle aklanmaya çalışılmıştır. Davanın
Türkiye ayağı ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
soruşturmasının yanı sıra Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı
harekete geçmelidir” dedi.
Başbakan Yardımcısı CEMİL ÇİÇEK • “Prensip
itibariyle biz hükümet olarak da parti olarak da kim ne suç işliyorsa
onların arkasında olmayız, destekçisi olmayız. Türkiye’de de yargı
bağımsızdır, suç işlendiyse soruşturmak, gereğini yapmak savcıların
görevidir, savcılar bu tip yolsuzluk suçlarında hiçbir yerden izin
almak mecburiyetinde değildir. İster Deniz Feneri, ister başka
yolsuzluk olsun kim ne suç işlediyse ne haksızlık hukuksuzluk yaptıysa
ortaya çıkarılması konusunda en evvel desteği biz veririz.”
‘PAZARLIK’ TARTIŞMASI SÜRÜYOR • Almanya’da
sonuçlanan Deniz Feneri e.V. davasının, Başbakan Tayyip Erdoğan ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart
Cuntz ile yaptıkları görüşmelerde gündeme gelmesinin tartışmaları
sürüyor. Adalet Bakanı Şahin, “Gündeme geldi ama bir talebim olmadı”
derken, Alman kaynaklar “Marcos Weiss’in durumuyla ilgili pazarlık
olmadı” bilgisini verdiler.
Alman kaynaklarından edinilen bilgiye
göre görüşmede Başbakan Erdoğan’dan, o tarihlerde Antalya’da tutuklu
bulunan Alman vatandaşı Marcos Weiss’in hukuki durumu hakkında bilgi
almaya gelen Alman heyete, Başbakan da Deniz Feneri e.V. davası
sanıklarının tutukluluk süreleri ile ilgili soru sorduğunu kabul eden
kaynaklar, Marcos Weiss’in durumu ile Deniz Feneri e.V. davası arasında
doğrudan bir bağlantı olduğunu reddederek iki konu arasında pazarlık
yapıldığı yorumlarını kabul etmedi.
RUTİN BİR UYGULAMA •
Büyükelçi Eckart Cuntz Almanya’da olduğu için, Başbakan’ın önceki akşam
verdiği iftar yemeğine Büyükelçi’yi temsilen katılan Maslahatgüzar
Peter Prügel, Büyükelçilik ile Başbakan ve Adalet Bakanı arasındaki
görüşmelerin kripto olarak Almanya’ya gönderilmesine “Rutin bir
uygulama” dedi.
“GÖRÜŞTÜM AMA” • Adalet Bakanı
Şahin iftar yemeğinde buluştuğu yargı muhabirlerine Büyükelçi Cuntz ile
görüşmesinin detaylarını şöyle anlattı: “Görüşme talebi Büyükelçi
Cuntz’dan geldi. Cuntz, Antalya’da uzun süre tutuklu olan Alman gencin
‘Türkiyede haksız yere tutulduğu’ şeklinde Alman basınındaki haberler
üzerine ciddi kamuoyu baskısı oluştuğunu belirterek, ‘Bu konuda sizin
tavsiyelerinizi almaya geldim’ dedi. Ama bizden Alman gencin
tahliyesini istemedi. Ben de ‘sizde olduğu gibi bizde de yargı
organları bağımsızdır. Bizim onlara talimat vermemiz mümkün değil’
dedim ve örnek verdim; ‘Şu günlerde sizde de Deniz Feneri davası
dolayısıyla tutuklanmış olan Türkler var. Hatta onunla ilgili de bizde
dava açılmadı diye haberler yapılıyor. Siz nasıl buna müdahale
edemezseniz, ben de Antalya’dakine edemem’ şeklinde değerlendirmeler
yaptım. Yoksa ‘Deniz Feneri davasındaki tutuklarla ilgili yardımcı
olun’ gibi bir talebim olmadı, olması da mümkün değil.”
BİZİM KRİPTOLAR VERİLMEZ •
Şahin, görüşmenin kriptolarının Alman savcılığına ulaştırılması
konusunda tereddütleri bulunduğunu da anlattı ve “Ancak benim
çekineceğim şey yok. Alman yasaları Büyükelçiliğe böyle bir görev
yüklemişse bir şey diyemem, ama bizde sanıyorum böyle bir uygulama yok.
Bu görüşmenin hükümetin devreye girmesi olarak gösterilme-sinden üzüntü
duyarım. Eğer böyleyse o zaman karşı olarak ben de Almanya Türkiye’deki
dava için seferber olmuş derim, ama demiyorum. Alman gencin davasına
karşılık bu davayı söyleme nedenim o dönem davanın Türkiye’nin
gündeminde olması ve o nedenle aklıma gelmesidir” diye konuştu. Şahin,
Ankara Başsavcılığı’nın Almanya’daki dosyanın istenmesini talep ederse
Bakanlığının gereğini yapacağını kaydetti.
AKMAN’IN ORTAĞI ERTÜRK’ÜN ADI AİHM RAPORLARINDA •
Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davasında adı geçen Zekeriya Karaman,
İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Zahit Akman’la iş ortaklığı ortaya
çıkan emekli Tümgeneral Yavuz Ertürk’ün adı, AİHM ve TBMM’nin
raporlarında da geçiyor. AİHM’in, Türkiye’nin ceza yediği kayıp ve
yargısız infaz davalarında defalarca istenmesine rağmen ifade
vermediğini belirttiği emekli general Ertürk “Benim hiç haberim olmadı”
dedi.
Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy’de 1993’te
gözaltına alınan, 2004’te de kemikleri bulunan 11 köylünün ölümünü
araştıran TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, olaydan dönemin Bolu
Tugay Komutanı emekli general Yavuz Ertürk’ü adres gösterdi.
Milletvekilleri Cavit Torun, Mesut Değer ve Hakan Taşçı tarafından
kaleme alınan raporda, “İnceleme imkanı bulduğumuz Kulp Cumhuriyet
Başsavcılığı’ndaki dosya mağdur yakınlarının Avrupa Komisyonu’na ve
AİHM’e yaptıkları başvurular sonucunda verilen karardaki belirlemeler,
olayın Bolu’dan gelen General Yavuz Ertürk komutasındaki birliğin
operasyonu sırasında gerçekleştiği anlaşılmıştır” dendi.
AİHM: ERTÜRK GELMEDİ •
Ertürk, ayrıca 18 Mayıs 1994’te Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı
Türeli köyü Dehla Zerê mezrasına yapılan baskında Servet ve İkram
İpek’in kaybedilmesi olayından da sorumlu tutuldu. AİHM’in Türkiye’yi
58 bin 400 avro tazminat ödemeye mahkum ettiği kararda Ertürk’le ilgili
şöyle not düşüldü: “Mahkememizin defalarca çağrı yapmasına rağmen
Ertürk ifade vermekten çekindi.”
“İFADE İÇİN TEŞÜKKÜR ALDIM” •
Taraf’a konuşan Ertürk, Kulp olayıyla ilgili tuğgeneral olduğu sırada
AİHM’in talebi üzerine 8 Mayıs 1998’de Ankara Devlet Konukevi’nde AİHM
heyetine üç saat ifade verdiğini, hatta bunun üzerine Dışişleri
Bakanlığı’ndan kendisine teşekkür yazısı verildiğini söyledi. Ertürk,
Lice ile ilgili olarak ise o sırada emekli olduğuna dikkat çekti ve
2004 yılındaki davayla ilgili kendisinden ifade vermesinin
istenmediğini, haberi bile olmadığını da belirterek, şunları söyledi:
“BANA BİLGİ VERİLMEDİ” •
“Ben açık biriyim. Görev yaptığım döneme ilişkin her soruyu yanıtlarım.
Biz vatan için görev yaptık. Ama benim ne o davadan ne de ifade vermem
gerektiğinden hiç haberim olmadı. Bunu bence Dışişleri Bakanlığı İnsan
Hakları Dairesi’ne ya da bununla ilgili yetkili kimse ona sormanız
lazım.”
KANAL D’DE DANIŞMAN • Halen
güvenlik şirketinin dışında Kanal D Haber Dairesi’nde Danışman olarak
görev yaptığını belirten Ertürk, “Neden bunca faili meçhul ve yargısız
infazla anıldığı” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bolu Tugayı olarak
anılmamıza rağmen, bizim Güneydoğu’da adım atmadığımız yer kalmadı. O
nedenle bu tür iddiaların ortaya atılması normaldir. Ama her zaman
masum halkı ayırmayı bildik.”
"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. "

