Akrediteydim, oradaydım
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç
Sevgili okuyucularım, Ben de akredite oldum. ‘80 yaşında bir nineden ne zarar gelecek’ diye düşünmüş olmalılar ki; Genelkurmay akreditasyon sınırlarını genişlettiği son toplantıya beni de davet etti. Bugün size ‘insanlık için küçük ama benim için büyük’ bu buluşmanın tüm detaylarını aktarmak istiyorum.
Taraf’ın tek akredite gazetecisi olduğumu öğrendiğimde; bedenimi ve benliğimi tarif edilmesi imkânsız bir heyecan sardı. İki gün öncesinden Ankara’ya gittim ve Genelkurmay karargâhını gören bir otele yerleştim. Toplantı sabahı 05.30’da uyandım. En ‘hardcore’ kamusal alanın hakkını vermek için oruç tutmadım. Kurşunkalemlerimi jilet gibi açtım. Silgimi ve not defterimi özenle çantama yerleştirdim. Görüşme sırasında kan şekerim düşerse diye akide şekerlerimi de unutmadım. Tam tekmil bir vaziyette Genelkurmay Başkanlığı binasının yolunu tuttum. Binaya vardığımda sabah 6.30’du. Kapıya vardığımda ilk gelenin ben olmadığımı anladım. Akreditasyon yasağı yeni kalkmış gazeteciler de erkenden kalkıp gelmişti.
Biz dört gazeteci; Genelkurmay nizamiyesinin önünde beklemeye başladık. Onlarla şekerlerimi paylaştım. Bir diğeri eşinin yolluk olarak verdiği kurabiyelerden ikram etti. Kurabiyelerin tadı oldukça tuhaftı ancak ordumuzun uzattığı bu dostluk eline bir eşin verebileceği en güzel cevaplardı aynı zamanda. Kadıncağız, günün anlam ve önemine binaen haki yeşil kurabiye yapmaya çalışmış, bunun için de hamuruna bol miktarda kekik ve nane karıştırmış.
Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovaladı, zaman su gibi akıp geçti ve görüşme zamanı yaklaştı. Genelkurmayı suyolu yapmış tecrübeli gazeteciler de gelince içeri alındık.
Şimdi; kemerlerinizi bağlayın ve Türkiye gazetecilerinin miracı sayılacak bu kavuşmanın tadını çıkarın:
Sivilay Abla ile Genelkurmay’da bir koca gün
Askerî sınırlara girer girmez içimizdeki asker uyanıyor sanki. Kendimizi bize eşlik eden subayla aynı adımları atarken buluyoruz. Üzerinde adeta uygun adım yürüdüğümüz kırmızı yolluk Oscar Ödülleri için Kodak Theatre önünde toplanan film starlarını bile kıskandıracak kadar asaletle uzanıyor önümüzde. Koridor şampanya köpüğü renginde saten boya ile boyalı. Duvar diplerinde rutubetten kaynaklanan yer yer dökülmeler hepimizin dikkatini çekiyor. TSK’nın devlet bütçesini harcamadaki hassasiyetini hep birlikte hatırlayıp takdir ve şükran hislerimizi gözlerimizle ifade ediyoruz.
Adeta Cape Canaveral uzay üssünden fırlatılmış bir roketin Mars İstasyonu’yla kenetlenmeye hazırlanan uzay mekiği gibi ilerliyoruz uzun koridorlarda. Bize eşlik eden subaylar varışa yaklaştıkça yakıt tankları gibi birer birer kopuyor bu mekikten.
Sonunda büyük buluşmanın gerçekleşeceği salona varıyoruz. Erken dönem Türk lambri sanatının en mükemmel örneklerinden biri olan salon bizi içine almaya hazır. İki kanatlı kapının aynı anda açılması ve açılırken tek bir kapı gıcırtısı duyulmaması burada kapıların düzenli olarak yağlandığının en somut kanıtı olsa gerek.
Kenetlenmeye 30 saniye kala içimizden geri sayımı başlatıyoruz ve 2, 1, 0 dediğimiz anda Genelkurmay Başkanımız teşrif ediyorlar. Hepimiz zıpkın gibi ayağa kalkıyoruz. Kendisinin zarif baş selamıyla evimiz kadar rahat koltuklara dönüyoruz yeniden.
Ve Sayın Paşamız konuşmaya başlıyor. O ağızdan dökülen her bir harfi not almalıyım. Ancak kulaklarım iyi işitmiyor. Elim de titrediği için bazı kelimeleri kaçırıyorum. Önümde oturan Milliyet Genel Yayın yönetmeni Sedat Ergin’in kâğıdından kopya çekmek için uzanıyorum. Beni fark eden Fikret Bila Sedat’ı uyarıyor, Sedat eliyle kâğıdı örtüyor. Neyse ki imdadıma Murat Yetkin yetişiyor. Kaçırdığım yerleri onun kâğıdından tamamlıyorum.
Soru cevap bölümüne geliyoruz. Meslektaşlarım tek tek ayağa kalkıp önünü ilikleyerek soruyor sorularını. Benim ilklenecek bir kıyafetim olmadığı için utanıyorum soru sormaya. 27 Nisan E-Muhtırası’nı soruyor biri. Paşanın cevabı tekrar tekrar okumamız gereken, üzerinde hep birlikte düşünmemiz gereken derinlikte. “Yorum yok” diyor. Siz deyin beş ben diyeyim sekiz mesaj dolu bu olağanüstü cevap üzerine Mustafa Karaalioğlu ile göz göze geliyor, yaşadığımız tatmin duygusunu birbirimizle paylaşıyoruz. Sonra 28 Şubat’ı soruyor bir başkası. Kumandan, neredeyse daha kısa pantolonlu bir çocukken yapılmış bu darbeye sahip çıkıyor. Devlette devamlılık esastır prensibinin en göz doldurur derslerinden birini veriyor bizlere.
Orada erinç içinde otururken bizim için çarpan bu büyük yüreklere bakıyorum, sonra bizim Yasemin’in, Ahmet’in, Yıldıray’ın, Etyen’in askerleri kıyasıya eleştiren yazılarını gözümün önüne getiriyorum. Onlar da keşke burada olabilse diye hayıflanıyorum.
Bizlere simit ve çay ikram ediliyor. Ankara simidini özlemişim ancak bu yediğimiz, simitten öte. Ağzıma gelen her bir susam taneciği damağımda lezzet fırtınaları koparıyor. Önümde duran çay bu ziyafetin ortağı olmak için adeta sabırsızlanıyor, Karadeniz gibi kabarıyor, dalgalar ince belli bardağın kıyılarına çarpıp çarpıp duruyor.
Ben yazmaya siz de okumaya doyamadınız biliyorum. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi akredite başlayan ve akredite süren günün sonuna geliyoruz. Yeni akredite Yeni Şafak Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin dediği gibi “Bu davetin kıymetini bileceğiz”. Akreditemiz düşmesin diye çok çalışacağız.
Diğer Dr. Sivilay Genç Makaleleri:
- 11.09.2008 - Atatürk olmasaydı benim adım ne olurdu?
- 04.09.2008 - Ramazan özel
- 28.08.2008 - Erbakan severse
- 21.08.2008 - Olimpiyatlarda neden döküldük?
- 14.08.2008 - ‘Anıtkabir ile Emperyalizm arasında kaldım’
- 07.08.2008 - DTP’nin cezası da paraya çevrilecek mi?
- 31.07.2008 - Ayışığı, sarıkız, eldiven, kazandibi, ütü masası
- 24.07.2008 - Açın YouTube’u
- 17.07.2008 - Küçük ve yeni gazete Taraf
- 03.07.2008 - Menfur saldırıdan sonra kalbimi işgal etti
- 26.06.2008 - Keşke ‘Hayim’ Genelkurmay Başkanı olabilse
- 20.06.2008 - 1 Mayıs ‘in’ Baba Beni Okula Gönder ‘out’
- 12.06.2008 - Fatih Terim’in fendi, Anayasa Mahkemesi’ni yendi
- 05.06.2008 - Yoksa ben İstanbullu değil miyim?
- 29.05.2008 - Bir şarkısın sen Tek Türkiye
- Tüm yazıları
"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. "

