Gizli takoz
Hükümette, AB ile müzakere sürecini alabildiğince uzatmak, böylece olası üyelikle ilgili karar tarihini mümkün olduğunca ötelemek için gizli bir takozun devreye sokulduğu kuşkusu giderek kökleşiyor.
Başbakan
Erdoğan, AB üyesi ülkelerin büyükelçilerine verdiği iftar yemeğinde bu
kuşkuyu açıkça seslendirdi: "Avrupa'nın her dönem başkanlığında 2 fasıl
açmak gibi bir tavır benimsediğini, böylece süreci yavaşlattığını
görüyoruz."
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da bu
tespiti son zamanda sık sık tekrarlıyor: "Her dönem başkanlığında iki
fasıl açılıyor. Sanki AB üyeleri arasında bu konuda sessiz bir anlaşma
var. Her 6 ayda iki fasıl açılınca toplam 35 faslın tamamlanması 2014 yılına denk geliyor. Galiba Türkiye'nin üyeliği için en erken bu tarihi belirlediler veya uzlaştılar."
Doğru. AB, Türkiye'nin üyeliğini 2014'ten önce kesinlikle düşünmüyor.
Birçok nedenden ötürü: AB Anayasası işlevini görecek olan Lizbon
Antlaşması pürüzler aşılırsatüm hükümleriyle 2014'te yürürlüğe girecek.
AB'nin yeni dengelere göre yeni bütçesi de 2014'te hazırlanacak. Avrupa
Parlamentosu'nun Lizbon Antlaşması'nda öngörülen dağılıma göre ilk
seçimleri de 2014'te yapılacak. Ve nihayet AB Komisyonu'nun yapısı ve
üye sayısı da 2014'te değişecek. Her üyeye bir komiserlik yerine
üyelerin üçte ikisinin temsil edileceği bir komisyon oluşturulacak.
2014'ün önemi bundan.
Zaten Türkiye'de AB müzakerece sürecini önemseyen çevrelerin hiçbiri de 2014'ten önce üyelik beklemiyor. Örneğin TÜSİAD'ın Brüksel temsilciliği 2 Mart 2007'de yayınladığı bildiride "2014'te tam üye olarak AB'ye girmenin gerçekçi bir hedef olduğunu" belirtmişti.
Hatta 2014'ü Türkiye'nin
ulaşamayacağı kadar erken kabul eden, daha ileri bir tarihe razı
olanlar bile var. AB çevrelerinin referans kaynakları arasında yer alan
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, "Türkiye'nin
Cumhuriyet'in kurulmasının 100'üncü yıldönümü olan 2023'te AB'ye üye
olmasının tarihi bir anlam taşıyacağını" savunuyor. Bu tür yaklaşımlar,
görüşler veya beklentilerin Brüksel'i rahatlattığını ve süreci
ağırlaştırmasına gerekçe sağladığını söylemeye gerek yok.
Vazgeçilemeyecek ülke olmak
Ayrıca Türkiye'den kaynaklanmayan ama Türkiye'yi de doğrudan ilgilendiren ve etkileyen AB gerçeklerini de gözönünde bulundurmak gerekiyor.
Bunların
başında AB'nin yönetim kadrolarında 2004 ve 2007 genişlemelerinin yol
açtığı müthiş bir yorgunluk var. Üye ülkelerin halklarında ise bu
duygu, öfke ve yabancılaşma olarak uç veriyor.
Böyle bir ortamda AB
Komisyonu'nun da, siyasi liderlerin de kısa vadede yeni üyeleri
aralarına katmaya karar vermeleri güç değil, imkansız. O kadar ki, 2009
Kasım'ında üyelik sözü verilmiş olan Hırvatistan'la müzakerelerde bile
frene basıldı. Hırvatlar'ın başmüzakerecisi Vesna Pusic, "Gerek AB Komisyonu'nun, gerekse üye ülkelerin siyasi iradelerinde bir zayıflama"nın ortaya çıkmasından yakınıyor.
Ve
nihayet "Hayati" diye nitelenen iki sorunu çözümlemeden yeni üyelere
kapıyı açmaz: 1-Lizbon Antlaşması'nın tüm üyelerce kabul edilip
yürürlüğe girmesi. Bunun için de İrlanda pürüzünün aşılması. Bu,
kapının önündeki Hırvatistan için önem taşıyor. 2-Avrupa'nın
sınırlarının belirlenmesi. Yani "AB nereye kadar genişleyebilir?"
sorusunun yanıtlanması. Bu da Türkiye için verilecek kararın mihenk taşı olacak.
Peki, Türkiye
ne kadar süreceği bilinmeyen bu ara dönemde ne yapmalı? Ağır aksak da
olsa müzakere süreci yürütmeli ve üyeliğe hazırlığın tüm gereklerini
yerine getirmek için çaba harcamaya, yani zorunlu reformlara devam
etmeli. Ama ondan da önemlisi, stratejik derinliğini ilerletmeye, jeopolitik kozlarını (Güçlü ordu, zengin ekonomi, istikrarlı yönetim ve genç nüfus) akıllıca değerlendirip bölgesel güç konumunu pekiştirmeye öncelik vermeli. Gerek Ortadoğu'daki, gerekse Kafkaslar'daki son gelişmelerde kilit rol oynamasının da gösterdiği gibi, bu kozlar Türkiye'yi vazgeçilemez ülke yapacak. Ondan sonrası AB'ye kalmış.
Hem sonra, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da dediği gibi, "AB üyeliğini bizim için amaç değil, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık düzeyine götürecek bir araç" olarak görmüyor muyuz?
"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. "

