| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
aşikar bırakın da çalışalım BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR"kendinize âid olanı inkâr ederseniz birileri size karşı kullanır. " bila kayd u şard lobudlar_devriliyor
Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar
 
Sep
18
    

 

 

Toptan: Akman kendisi istifa etse daha şık olur

18.09.2008 - 13:46

 

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Almaya'daki Deniz Feneri davasında adı sıkça geçen ve iddialara konu olan RTÜK Başkanı Zahid Akman ile ilgili olarak, “RTÜK Başkanını bizim azletme gibi bir yetkimiz yok. Herkes kendi sorumluluğunun idraki içerisinde hareket ederse süreç daha rahat ve sağlıklı bir şekilde yürür diye düşünüyorum" dedi.

ANKARA–

Meclis Başkanı Köksal Toptan, “RTÜK Başkanını bizim azletme gibi bir yetkimiz yok. Seçimi yaptıktan sonra seçilmiş kişiyi azledemeyiz” dedi. CNN Türk’te katıldığı programda soruları yanıtlayan Meclis Başkanı Köksal Toptan, Deniz Feneri davasında adı geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman’ı istifaya çağırması yönünde kendisine yapılan çağrıyı değerlendirdi. Şimdiye kadarki seçimlerde Meclis’in çok isabetli kararlar verdiğinin görüldüğünü iddia eden Toptan, aynı şeyin son RTÜK seçiminde de gerçekleştirildiğini düşündüğünü söyledi. Toptan, “Ancak ortaya çıkan son gelişmeler, herkes açısından yeni bir değerlendirme yapma zorunluluğu ortaya çıkaracak gibi görünüyor. Herkes kendi sorumluluğunun idraki içerisinde hareket ederse süreç daha rahat ve sağlıklı bir şekilde yürür diye düşünüyorum''dedi. Toptan, “sözleriniz Akman’ın kendisinin görevden ayrılmasının daha şık olacağı anlamına mı geliyor?” şeklindeki bir soruya ise "Bizim azletme gibi bir yetkimiz yok. Seçimi yaptıktan sonra seçilmiş kişiyi azledemeyiz. Benim o cümlemin içerisinde her şey var" yanıtını verdi.

'YENİ ANAYASA LAZIM AMA BU ŞİMDİLİK MÜMKÜN DEĞİL'


Programda, bir soru üzerine daha önce Meclis’te grubu bulunan siyasi partilere 4 ayrı uzlaşma komisyonu kurulması yönünde yaptığı öneriyi de

değerlendiren Toptan, MHP’nin 8 milletvekilinin ismini bildirdiğini hatırlattı.

 

Türkiye’de anayasanın çok tartışıldığını ve bugüne kadar 1982

Anayasası'nın üçte birinin değiştirildiğini söyleyen Toptan, şöyle konuştu:

"Türkiye'nin yeni bir Anayasa yapması lazım.

Başlangıçtaki temel ilkeleri

koruyan belki bu hükümleri daha da zenginleştiren yeni bir düzenlemeyle ama mutlaka bu hükümleri koruyan bir düzenlemeyle Türkiye'nin daha

kısa, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha çağdaş anayasa yapması lazım diye düşünüyorum.

Ama şu süreçte bunu gerçekleştirmenin zor

olduğunu biliyorum.

Ama Türkiye yeni bir Anayasa yapacaksa elbette Anayasa yapımcısı Meclis gerekir.

Öyle anlaşılıyor ki bunu yapmak şimdilik

mümkün değil. O zaman siyasi partilerin uzlaşmasını sağlamak suretiyle anayasada bir takım değişiklikler yapmak gerekir.

Kamuoyu bunu çok

tartıştı.

Siyasi partilerin, üniversitelerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin önemli çalışmaları var.

Bu çalışmaları komisyonların önüne koyarız.

Muhtemeldir ki pek çok konuda uzlaşma sağlayabilir.

Bu sağlandıktan sonra uzlaşılan konular üzerinde anayasa değişikliğine gidilebilir."

 

'TBMM'DE ÇIKARDIĞI YASALARINI TAKİP MEKANİZMASI YOK'
Meclis içtüzüğüyle ilgili de sorun bulunduğunu ve tüm siyasi partilerin içtüzükten şikayetçi olduğunu kaydeden Toptan, önümüzdeki yasama yılında AB’ye uyum yasaları da olmak üzere 100’den fazla tasarının Meclis’e geleceğinin kaydedildiğini bildirdi. MHP’nin yolsuzlukla mücadele konusunda bir uzlaşma komisyonu kurulmasını önerdiğini de hatırlatan Toptan, “yolsuzlukları TBMM nasıl takip edebilir, tartışmakta yarar var. Siyasetin finansmanı ya da etik kanunu çerçevesinde bunu yapabilir miyiz? Biz yasa yapıyoruz, en önemlisi bütçe yapıyoruz. Bu bütçeyle kamu kurumlarına çok yüksek miktarlarda para harcama yetkisi veriyoruz. Sonradan da bunu yeni bir yasayla kesin hesap kanunlarıyla teorik olarak denetliyor olarak gözüküyoruz. Ama TBMM çıkarmış olduğu yasaları takip mekanizmasına sahip değil. Bu konu içtüzük tartışmalarında gündeme getirilebilir” diye konuştu. CHP’NİN DESTEK VERECEĞİNİ UMUYORUM
Toptan, uzlaşma komisyonlarına CHP’nin destek verip vermeyeceğine ilişkin bir soruya ise şu karşılığı verdi: ''Olumsuz görmüyorum, 1 Ekim’e kadar vaktimiz var. AK Parti 30 madde değişikliği önerdi, CHP 5, MHP 8, DTP 15 madde değişikliği önerdi. Belki bunlar içerisinde örtüşenler olacaktır. Bunu bizim görmemiz, aramamız lazım. Bunun için de uzlaşma komisyonu etrafında bir araya gelmemiz lazım. Bir araya gelmeden uzlaşacağımız noktaları görmek ve tespit etmek mümkün değil. O nedenle bizim bu girişimimize CHP'nin destek olacağını umuyorum.'' 'DEVLETİN RESMİ DİLİNİN TÜRKÇE OLDUĞU UNUTULMAMALI'
Meclis Başkanı Köksal Toptan, “DTP’nin Meclis’te Kürtçe konuşması”na yönelik tartışmalara ilişkin bir soruya ise ''Bir arkadaşımızın o tür bir açıklaması var. Ama daha sonra parti yöneticileri tarafından yapılan açıklamalarda, partinin kurumsal böyle bir karar almadığı, gündemlerinde de böyle bir konunun bulunmadığı açıklandı. Bu benim için geçerli'' karşılığını verdi. Toptan şunları söyledi: “Bizim, birbirimizi daha rahat anlayabileceğimiz, daha iyi iletişim kurabileceğimiz noktaları aramamız lazım. Elbette Kürtçe konuşan vatandaşlarımız Kürtçe konuşur, ona kimsenin bir müdahalesi söz konusu değil. Ama TBMM kurumu altında bunlara dikkat etmemiz lazım. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini unutmamamız lazım. Birbirimizi yaralayıcı davranışlardan özenle kaçmamız lazım. Böyle yaparsak birbirimizi daha iyi anlar, dinler ve daha iyi de ortak noktalar tespit edebiliriz diye düşünüyorum.'' DTP ile geçmiş dönemde ortak noktaların tespit edilebilip edilemediğine ilişkin bir soruya ise Toptan, ''Geçen dönem içerisinde arkadaşlarımızın Parlamento çalışmalarından şikayetçi olduğumu söyleyemem. Ama Parlamento dışındaki birtakım hareketlerinden ben de zaman zaman incindiğimi kamuoyuyla da paylaştım. Ama Parlamento çalışmalarımızda arkadaşlarımızın dikkatli olduğunu söylemek isterim.”yanıtını verdi.Ölçüyü kaçırmadan tartışmanın Türkiye’nin önünü açacağını, dünyanın küresel bir krizden geçtiğini ifade eden Toptan, “Bu küresel krizler hep biliyoruz ki özellikle kalkınma sürecindeki ülkeler için fırsatlar yaratır. Bu fırsatların neler olduğu konusunda çalışmalar yapmamız lazım. Dünyada dev bankalar batıyor, ekonomiler çöküyor. Türkiye'nin önlemler alması lazım. Bu global, küresel krizden Türkiye'nin lehine fırsatlar yaratması lazım. Bütün partilerin ekonomiyi çok iyi bilen elemanları var. Bu arkadaşlarımızın bütün güçlerini bu alanlara yöneltmeleri lazım'' diye konuştu. (ANKA)

 

 

 

 

 

  "TÜRKİYE muhalefeti tâsfiye etmeli başka yolu yok."

 

 



 
Sep
18
    

 

 

Fırat da Akman'a sahip çıkmadı

18.09.2008 - 16:43

 

TBMM Başkanından sonra AKP’nin ikinci adamı Dengir Mir Mehmet Fırat da, RTÜK Başkanı Zahit Akman’a sahip çıkmadı ve ‘’ RTÜK yasası açık, eğer Zahit Akman bu yasaya aykırı davranmış ise yapılacak işlem de açık’’ dedi.

 

ANKARA-

AKP’nin ikinci adamı Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da, RTÜK Başkanı Zahit Akman’a sahip çıkmadı ve ‘’ RTÜK yasası açık, eğer Zahit Akman bu yasaya aykırı davranmış ise yapılacak işlem de açık’’ dedi. Yasa, RTÜK üyelerinin başkaca bir görev yapamayacağını ve yaptıkları taktirde görevden çekilmiş sayılacaklarının öngörüyor. Alman mahkemesi Akman’ın 4 ayrı şitrkette yönetici olduğunu belirlemiş ve Akman’ın RTÜK üyesiyken 13 ay süreyle bu görevlerini de sürdürdüğü ortaya çıkmıştı.

Fırat, TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın ‘’İstifası daha şık olur’’ imasının ardından NTV’de katıldığı programda Akman’ın durumu ile ilgili soruya RTÜK yasası ile cevap verdi. Akman’ın RTÜK üyesi ve başkanı olduğu sırada başkaca şirketlerin yönetiminde olduğunun saptanması durumunda ‘’Görevden çekilmiş sayılacağını’’ ima etti.

Almanya’da açılan Deniz Feneri davasında adı geçen Akman’ın, RTÜK üyesi ve Başkanı seçildikten sonra da, faaliyet alanı Radyo-TV de olan dört şirkette hissedar ve Genel Müdür olduğu ortaya çıkmıştı. RTÜK kanunu ise RTÜK üyelerinin bu tür faaliyette bulunmasını yasaklıyor. Yasaya aykırılığın tespiti durumunda da, hiçbir bildirime gerek olmaksızın RTÜK üyeliğinin düşmesi  ve durumun TBMM’ye bildirilmesi gerekiyor. Akman’ın hissedar ve yönetici olarak yer aldığı şirketlerdeki görevi ise, 13 Temmuz 2005 tarihinde seçildiği RTÜK üyeliği ve başkanlığı görevinden sonra da devam etmişti.

HANGİ ŞİRKETLER ?
Akman’ın durumu yasaya aykırılık teşkil ediyor. İddianamede, Akman’ın bir bölümünde 13 Temmuz 2005 sonrası da görevini sürdürdüğü şirketler,

hisseleri şöyle belirtildi:

WEİSS HANDELSUND İNVESTMENT GMBH:

17 Ocak2003 tarihinde, ‘’European Food & Marketing GmbH’’ olarak ve 500 bin Euro sermayeli şirket olarak kuruldu. Faaliyet alanı, yurtiçi ve

yurtdışında her türlü mallarla ithalat, ihracat, sanayi, radyo ve televizyon program yayıncılığı ve basın yayın temsilciliği olarak belirtildi. Hisedarları,

Mehmet Balıkçı Mehmet Gürhan, Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan  ve Zahid Akman olarak belirlendi. Akman bu şirkete 84 bin 350

Euro sermaye yatırdı. 29 Aralık 2004’de ise şirket sermayesi arttırıldı. Akman’ın hissesi 200 bin Euro oldu. Akman şirkete 08 Aralık 2005 tarihine

kadar ortak kaldı ve 16 Nisan 2003’den, 30 Eylül 2005’e kadar Genel Müdürlük yaptı. Böylelikle 13 Temmuz 2005’de RTÜK üyesi seçilmesine rağmen

bu şirkette iki ay daha sorumluluk aldı.

EURO 7 FERNESH MARKETİNG: 

23 Mayıs 2001’de 50 bin Euro sermaye ile kuruldu.

Faaliyet alanaı TV-Çekim,  Reji ve Teknik olarak belirtildi. Şirketin hissedarları arasında  Zekeriya Karaman, Mehmet Gürhan, Mustafa Çelik, İsmail

Karahan, Zahid Akman vardı. Akman’ın sermayesi  9 bin 500 Euroydu. Şirketin sermayesi 19 Haziran 2002’de 500 bin Euroya yükseldi.

Akman’ın

sermayesi de 100 bin Euro oldu.

Akman bu şirkette 08 Aralık 2005 tarihine kadar ortak olarak kaldı ve  13 Kasım 2003 ile 30 Eylül 2005 tarihleri

arasında Genel Müdürlük yaptı.

Böylelikle RTÜK’e seçildikten sonra da beş ay daha şirket ortağı oldu ve RTÜK Başkanıyken de iki ay daha bu şirketin

Genel Müdürlüğünü yaptı.

ATLAS MEDİA MARKETİNG:  09 Mayıs 2003’de, 50 bin Euro sermaye ile kuruldu.

02 Haziran 2003’de,‘’European Food & Marketing GmbH’’,  29 Aralık 2004’de ise ‘’Atlas Marketing GmbH’’ olarak adını değiştirdi.

17 Şubat 2005’de bu kez adını ‘’Atlas Media Marketing GmbH’’ yaptı.

Şirketin faaliyet alanı, gıda ürünleri ticareti, Radyo TV ürünleri üretme, kablo ve sateleat üzerinden yayına sokma, radyo TV hizmetleri biçiminde

açıklandı. Hissedarlar arasında İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Zekeriya Karahan Mehmet Gürhan ve Zahid Akman vardı.

Akman’ın sermayesi 10 bin Euro olarak yer aldı. Akman bu şirkette de sorumlu Genel Müdür olarak 09 Mayıs 2003 ile  04 Ekim 2005 tarihleri

arasında görev yaptı. Böylelikle RTÜK Başkanı olduğu sırada, 3 ay da bu şirketin Genel Müdürlüğünü yaptı.

EUROPEAN CONSULTİNG MARKETİNG: 28 Mart 2003 tarihinde kuruldu.

 

10 Ekim 2003 günü şirketin adı ‘’Yeni Şafak Europa GmbH’’ olarak değiştirildi.

 

Faaliyet alanı reklam klip üretimi, elektronik medya ve TV programları konsepsiyonları, reklam üretimi, internet sayfaları tasarım üretim ve hizmetleri,

şirket logoları, CD, Plak, Kaset, Video, radyo TV yayınları ve basın yayın organları temsilciliği olarak belirtildi.

Hissedarları Sıddık Balıkçı, Firdevsi Ermiş ve Zahid Akman’dan oluştu. Akman’ın hissesi 80 bin Euro olarak belirlendi. Akman bu şirkette de, 28 Mart

2003 tarihinden 24 Ağustos 2006 tarihine kadar sorumlu Genel Müdürlük yaptı. Böylelikle RTÜK Başkanı olduğu dönemde 13 ay süreyle de bu

şirketin Genel Müdürlüğünü yönetti.



 
Sep
18
    

 

HRANT DİNK ÖFKEMİZİN VE NEFRETİMİZİN HEDEFİDİR

Levent Temiz Ülkücüler arasında çok saygın!!! bir isim

Ergenekon'da yeni gözaltı dalgası



18.09.2008 - 11:46

 Eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz, sinema ve tiyatro oyuncusu Nurseli İdiz ile "Sisi" lakaplı Seyhan Soylu'nun da aralarında bulunduğu, 5'ü asker 19 kişi gözaltına alındı.

İSTANBUL - ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Hakkari'de 5'i asker 19 kişi gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında, avukat Levent Temiz'in annesi ve kardeşlerinin kaldığı belirtilen, Bakırköy Florya Basınköy'deki bir apartmana gittiler. Ekipler, apartmanın 3. katındaki, Levent Temiz'in oturduğu daireye girerek, arama yaptı. Levent Temiz, evdeki aramanın ardından gözaltına alındı. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Yönetim Kurulu üyesi avukat Ömer Kavili, olay yerinde yaptığı açıklamada, özel yetkili İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin müracaatıyla, avukatlık yasası bakımından Temiz'e ait sırların korunmasıyla ilgili bir sorun yaşanmaması için baro tarafından görevlendirdiğini söyledi. BİRİ ASKERİ PERSONEL
Kavili, Levent Temiz'in ''Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığını, ancak soruşturmanın gizliliği dolayısıyla başka bilgi veremeyeceğini'' kaydetti.

8 KİŞİ SAĞLIK KONTROLÜNDEN GEÇİRİLDİ
Ankara'da gözaltına alınan 9 kişiden 8'i sağlık kontrolünden geçirildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayı'na getirilen 8 kişi, Adli Tıp Kurumu'nda sağlık kontrolünden geçirildi. Gözaltına alınan kişiler, sağlık kontrolünün ardından adliyeden ayrıldı. Bu kişilerden bazıları, basın mensuplarının ''Ergenekon ile bağlantınız var mı? Niçin gözaltına alındınız?'' şeklindeki sorularına ''Devletin yanlışlığı'' ve ''Dağdaki çobanın Ergenekon ile ne bağlantısı var'' şeklinde yanıt verdi. Yeniden Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen 8 kişinin haklarındaki işlemin ardından karayoluyla İstanbul'a gönderileceği öğrenildi. Gözaltına alınanlardan ''askeri personel'' olduğu belirtilen kişinin ise işlemlerinin askeri makamlarca yapıldığı belirtildi. Bu arada, bu kişilerle birlikte 6 bilgisayar ve 1 dizüstü bilgisayar ile CD'ler ve çeşitli dokümana da el konulduğu kaydedildi. İZMİR'DE 1 SUBAY GÖZALTINDA
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla, İzmir'de bir subay gözaltına alınarak İstanbul'a gönderildi. İzmir Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatı üzerine, İzmir'de teğmen Ş.İ'yi gözaltına aldı. İstanbul'da görev yaptığı ve eğitim amacıyla Urla Menteş'teki askeri birliğe geldiği öğrenilen Ş.İ'nin, uçakla İstanbul'a gönderildiği bildirildi.

GENELKURMAY: 5 TEĞMEN 1 ASKERİ ÖĞRENCİ GÖZALTINDA
Genelkurmay Başkanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 5 teğmen ve 1 askeri öğrencinin askeri makamlarca gözaltına alındığını bildirdi.

'HRANT DİNK ÖFKEMİZİN VE NEFRETİMİZİN HEDEFİDİR'
Levent Temiz Ülkücüler arasında çok saygın bir isim. Ülkü Ocakları başkanlığı yapan Levent Temiz bu süreçin sonunda Kemal Kerinçsiz'in başkanı olduğu 'Büyük Hukukçular Derneği'ne katılarak yapılan sokak gösterilerinde boy göstermeye başladı. Hrant Dink'in yazdıkları nedeniyle, hakkında Türklüğe hakaret ettiği yolunda dilekçeler veren ekip içinde olan Levent Temiz’in, 26 Şubat 2004’te AGOS’un kapısına gidip, “Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir” demesi Hrant Dink'i bazı odakların boy hedefine oturtmuştu. Levent Temiz bu süreçte Ergenekon tutuklusu İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in oğlu Mehmet Perinçek ile de bir araya gelmişti. Kuvayi Milliye adıyla bir araya gelen Mehmet Perinçek ve Levent Temiz'in başlattığı gençlik hareketi bir süre sonra Doğu Perinçek'in konuşma yaptığı Ankara Üniversitesinde  çıkan kavga ile sona ermişti.

YASİN HAYAL'İ CEZAEVİNDE ZİYARET ETTİĞİ İDDİALARI
Bu olaydan üç yıl sonra Hrant Dink'in öldürülmesi gözleri Levent Temiz'in üstüne çevirmişti. Ancak Temiz bu konuda polis tarafından yapılan soruşturmada hiç adı geçmedi. Ancak Hrant Dink cinayet davasının tutuklu sanığı Yasin Hayal mahkemede bu konuda sorgulandı. Yasin Hayal'e Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Veli Küçük ve Büyük Hukukçular Birliği üyesi avukat Levent Temiz’in 2004 yılında Mc Donald's'ın bombalanmasından sonra kendisini cezaevinde ziyaret edip etmediği soruldu. Hayal, Küçük ve Temiz’in    kendisini ziyaret etmediğini belirtti.

Trabzon’daki McDonalds’a 24 Ekim 2004 tarihinde düzenlenen bombalı saldırı sonrası tutuklanarak Trabzon Cezaevi’ne konulan ve bir süre de Bayrampaşa Cezaevi’nde tutulan Yasin Hayal’i Veli Küçük ve avukat Levent Temiz’in ziyaret edip etmediğinin kayıtlardan araştırılması istendi. Mahkemenin istediği bu araştırma halen devam ediyor. MALATYA KATLİAMI DAVASINDA DA SANIKLARA SORULDU
Malatya'da meydana gelen ve üç misyonerin boğazlarının kesilerek öldürüldüğü davanın duruşmasında mahkeme, Emre Günaydın'a olay sonrası kaldırıldığı Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yazdığı bir yazıyı göstererek, yazıda geçen "Levent'e söyleme" ifadesinde yer alan Levent'in kim olduğunu sordu.

Günaydın, yazıyı hatırlamadığını dile getirerek, Levent isimli şahsın kim olduğunu da hatırlamadığını söyledi. Hakim, Emre Günaydın'a Ergenekon soruşturmasında isimleri geçen İstanbul Eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz ile emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ü tanıyıp tanımadığını sordu. Emre Günaydın ise her iki şahsı da tanımadığını söyledi. Mahkeme bunun üzerine Oral Çelik'in yeğeni olduğunu belirttiği Taner Çelik'i tanıyıp tanımadığını sordu. Emre Günaydın Taner Çelik'i de tanımadığını söyledi.

NURSELİ İDİZ VE SEYHAN SOYLU DA GÖZALTINDA
Bu arada sinema ve tiyatro sanatçısı Nurseli İdiz'in de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındığı belirtildi. İdiz'in Ulus'taki evinden sabah saatlerinde gözatına alınarak İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirildiği öğrenildi.

Operasyon kapsamında 'Sisi' lakaplı organizatör Seyhan Soylu da gözaltına alındı. 28 Şubat sürecinde Fadime Şahin isimli kadının, Aczmendi tarikatı lideri Müslüm Gündüz'le birlikte olmasını sağlayıp, daha sonra da bir baskınla yakalattırıp televizyonlarda haber olmasını sağlayarak, TSK'nın muhtıra verme sürecini hazırladıkları ve Doğruyol-Fazilet Partisi koalisyonunun ayrılmasına giden süreci hızlandırdığı ileri sürülen Soylu'nun da gözaltına alındığı gelen bilgiler arasında. Bu arada operasyon ile ilgili Ankara'da da gözaltılar olduğu belirtiliyor.

ANNESİYLE GÖRÜŞEMEDİ
Gözaltına alınan oyuncu Nurseli İdiz'in avukatı Burak Yalnızer, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Vatan Caddesi'ndeki yerleşkesine geldi. Avukat Yalnızer ile emniyete gelen İdiz'in kızı Elif İdiz, gazetecilerin soruları üzerine, annesinin Ulus'taki evlerinde gözaltına alındığını ve evdeki bazı eski program CD'lerine el konulduğunu belirterek, konu hakkında başka bilgisi olmadığını söyledi. Avukat Yalnızer de Nurseli İdiz ile görüşemediğini ve yarın emniyete yeniden geleceğini ifade ederek, yarına kadar İdiz ile görüşme yasağı olduğunu kaydetti.

PERİNÇEK'İN AVUKATLARINDAN SUÇ DUYURUSU
Öte yandan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatları, Ergenekon iddianamesini hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün de aralarında bulunduğu 5 kişi hakkında, Tuncay Güney'in ifadelerinin bir kısmının gizlendiği iddiasıyla ve görevi ihmal ettikleri gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulundu. Doğu Perinçek'in avukatları Sultanahmet'teki İstanbul Adliyesi önünde toplandı. Grup adına basın açıklaması yapan avukat Ayşegül Şahin, "Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü Mutlu Ekizoğlu, Komiser İbrahim Emre, İstanbul Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın hakkında delillerin gizlenmesi, soruşturmanın keyfi biçimde yürütülmesi, görevi ihmal ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından suç duyurusunda bulunacağız" dedi. Perinçek'in avukatları suç duyurusu dilekçesini İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'e sunduktan sonra adliyeden ayrıldı.

HRANT DİNK ÖFKEMİZİN VE NEFRETİMİZİN HEDEFİDİR

Levent Temiz Ülkücüler arasında çok saygın bir isim

 

 



 
Sep
18
    

 

 

Genç üniversiteli kız intihar etti

18.09.2008 - 08:50

 Celal Bayar Üniversitesi (CBU) son sınıf öğrencisi Zeynep kahraman, 6. kattaki evlerinin çatısına çıkarak kendisini boşluğa bıraktı.

MANİSA-

Celal Bayar Üniversitesi (CBU) son sınıfında beklemeli öğrenci olan

Manisalı Zeynep kahraman, 6. kattaki evlerinin çatısına çıkarak kendisini boşluğa bıraktı.

Yaralı olarak Manisa Devlet Hastanesi'ne kaldıran genç kız hayatını kaybetti.(AA)



 
Sep
18
    

 

''Birleşmek için ortağa ihtiyacımız var ya da başaramayacağız'' dedi.

 

 New York Times'ın haberine göre,ABD'li yatırım bankası Morgan Stanley'in, Wachovia bankası ya da başka bir bankayla birleşmeyi düşünüyor

Morgan Stanley ortak arıyor
Morgan Stanley ortak arıyor
18 Eylül 2008 Perşembe 20:36
New York Times'ın haberine göre,ABD'li yatırım bankası Morgan Stanley'in, Wachovia bankası ya da başka bir bankayla birleşmeyi düşünüyor.

New York Times gazetesinin internet sitesindeki habere göre, Morgan Stanley'in üst yöneticisi John J. Mack, Wachovia bankasından kendileriyle ilgilenildiğine dair bir telefon aldı.

Haberde, Lehman Brothers ve Bear Stearns gibi kötü bir sonla karşılaşmak istemeyen Morgan Stanley'in diğer seçenekleri de düşündüğü, diğer bankaların da Morgan Stanley ile ilgilendiği ifade edildi.

New York Times, görüşmelerin ilk aşamasında olduğunu ve bir anlaşma çıkmayabileceğini, eğer bir anlaşmaya varılırsa bunun Morgan Stanley'in artık sona geldiğinin işareti olacağını yazdı.

Geçen yılı kötü geçiren Wachovia'ın da birleşmek için ortaklar aradığı belirtiliyor. Şirketin, satış dahil olmak üzere potansiyel seçenekleri değerlendirmek için Goldman Sachs'a yetki verdiği belirtildi.

Bu yılın başında Morgan Stanley'in bir anlaşma için Wachovia bankasıyla görüştüğü, ancak karşılık bulamadığı da ifade edildi.

Bu arada gazete, John J. Mack'in, Citigroup'un üst yöneticisi Vikram S. Pandit'i birleşme konusunda aradığı, ancak bu girişiminin başarısız olduğunu bildirdi.

Görüşmelere tanıklık eden kişilerin verdiği bilgiye göre, Morgan Stanley'in üst yöneticisi Mack, Pandit'e,

''Birleşmek için ortağa ihtiyacımız var ya da başaramayacağız'' dedi.

 

Pandit, Citigroup'un birleşmeyle ilgilenmediğini belirtti.

Morgan Stanley'den bir sözcü ise Mack'in, Pandit ile görüştüğü iddiasını reddetti.

 



 
Sep
18
    

 

Bir musibet, bin nasihatten evladır

Almanya'daki "Deniz Feneri e.V" adlı derneğe ilişkin dava sonuçlandı. Yargıç Johann Müller, yargılanan üç sanığın da dolandırıcılık suçundan mahkûm olduklarını açıkladı.

Frankfurt kentindeki davada, mahkeme, Mehmet Gürhan'a beş yıl on ay, Mehmet Taşkan'a iki yıl dokuz ay, Firdevsi Ermiş'e ise bir yıl on ay hapis cezası verdi.

İslami kesimin önde gelen entelektüellerinden Ali Bulaç, bu davanın muhafazakâr kesimde travma yarattığını söylüyor.
İnsanların ceza görmesi ya da toplumsal bir kesimin hayal kırıklığına uğraması elbette iyi değil. Ancak olaya öteki açıdan da bakmak gerek:
Uzun yıllardır cemaatçi bir zihniyetle, " o suç işlemez ", " bu haram yemez ", " şu kötülük yapmaz " denildi.
Halbuki " hırsızlık ", " dolandırıcılık ", " yolsuzluk ", " emniyeti suiistimal " gibi olaylara herkes karışabilir.
O halde " insan odaklı ", yani kimlikçi/cemaatçi bir suç anlayışından vazgeçmek gerekiyor. Onun yerini " hukuki ve akılcı " bir kavrayış almalı.
Bu da aynı zamanda, " insana dayalı " bir organizasyon anlayışını terk etmeyi şart koşuyor.
Açmaya çalışayım:

" Müslüman suç işlemez. Ahmet de bir Müslüman.
O halde Ahmet suç işlemez "
 
türü bir mantık yürütmenin ne kadar yanlış olduğunu, Almanya'daki bu dava gösterdi.

Almanya'daki Müslüman Türkler; " Ahmet bizdendir, haram yemez " diyerek insani yardım için para verdiler. Bunun karşılığı olarak makbuz istemediler. Paraların neredeye gittiğini soruşturmadılar. Yıllarca Ahmet'e, Mehmet'e, Ali'ye, yani "insana dayalı" bir organizasyona güvendiler.
Halbuki bu organizasyon hakikaten "hukuki ve akılcı" kurallara göre işleseydi; hem paralar doğru adrese giderdi, hem de bugün ceza alan kişiler suç işlemezdi.
Daha doğrusu işleyemezlerdi.
İnsana dayalı, cemaat ve kimlik temelli kuruluşlar, suiistimale açık yapılardır. Bir süre saat gibi işleyebilir, harika işler başarabilirler.
Ancak burada " mama " olduğunu göre bazı kişiler, yavaş yavaş oraya yanaşır. " Çanağında bal olsun, Bağdat'tan gelir arısı " lafı boşuna mı söylendi?
Dernekte, vakıfta, kurumda görev yapan onlarca, yüzlerce çalışan arasından mutlaka çürük elmalar çıkar.
Kuraldır: Eğer sistemi, çürük elmaları içinde barındıracak biçimde kurarsanız; o çürükler, bir süre sonra sağlam elmaları da bozar.
Bugüne dek Müslüman dayanışmasına çok önem veren muhafazakâr kesimin, artık "hukuki ve akılcı" organizasyonlara geçmesi gerekiyor.
Hem Kayserili, hem Konyalı işadamları şöyle demişti: " Rekabet ve ihracat bizi disiplinli hale getiriyor. Artık her şeyi kayıt altına alıyoruz. Ham maddenin bir gramının dahi heba olmamasına özen gösteriyoruz. Yabancıların koyduğu kurallar sayesinde ürünlerimiz standart hale geldi. "
İşte ekonomik alemdeki bu rasyonelleşmenin, toplumsal dayanışma kuruluşlarında da işlemesi gerekir.
Cami yaptırma derneğine bağış yapan Müslüman, " Hani bunun imzalı, mühürlü resmi makbuzu " diye sormaya başladığı gün, modernleşmede bir adım daha ileriye gitmiş olacağız.
Bir musibet, bin nasihatten evladır!

 

EMRE AKÖZ
EMRE AKÖZ


 
Sep
18
    

 

Gizli takoz

Hükümette, AB ile müzakere sürecini alabildiğince uzatmak, böylece olası üyelikle ilgili karar tarihini mümkün olduğunca ötelemek için gizli bir takozun devreye sokulduğu kuşkusu giderek kökleşiyor.


Başbakan Erdoğan, AB üyesi ülkelerin büyükelçilerine verdiği iftar yemeğinde bu kuşkuyu açıkça seslendirdi: "Avrupa'nın her dönem başkanlığında 2 fasıl açmak gibi bir tavır benimsediğini, böylece süreci yavaşlattığını görüyoruz."
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da bu tespiti son zamanda sık sık tekrarlıyor: "Her dönem başkanlığında iki fasıl açılıyor. Sanki AB üyeleri arasında bu konuda sessiz bir anlaşma var. Her 6 ayda iki fasıl açılınca toplam 35 faslın tamamlanması 2014 yılına denk geliyor. Galiba Türkiye'nin üyeliği için en erken bu tarihi belirlediler veya uzlaştılar."
Doğru. AB, Türkiye'nin üyeliğini 2014'ten önce kesinlikle düşünmüyor. Birçok nedenden ötürü: AB Anayasası işlevini görecek olan Lizbon Antlaşması pürüzler aşılırsatüm hükümleriyle 2014'te yürürlüğe girecek. AB'nin yeni dengelere göre yeni bütçesi de 2014'te hazırlanacak. Avrupa Parlamentosu'nun Lizbon Antlaşması'nda öngörülen dağılıma göre ilk seçimleri de 2014'te yapılacak. Ve nihayet AB Komisyonu'nun yapısı ve üye sayısı da 2014'te değişecek. Her üyeye bir komiserlik yerine üyelerin üçte ikisinin temsil edileceği bir komisyon oluşturulacak. 2014'ün önemi bundan.
Zaten Türkiye'de AB müzakerece sürecini önemseyen çevrelerin hiçbiri de 2014'ten önce üyelik beklemiyor. Örneğin TÜSİAD'ın Brüksel temsilciliği 2 Mart 2007'de yayınladığı bildiride "2014'te tam üye olarak AB'ye girmenin gerçekçi bir hedef olduğunu" belirtmişti.
Hatta 2014'ü Türkiye'nin ulaşamayacağı kadar erken kabul eden, daha ileri bir tarihe razı olanlar bile var. AB çevrelerinin referans kaynakları arasında yer alan Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, "Türkiye'nin Cumhuriyet'in kurulmasının 100'üncü yıldönümü olan 2023'te AB'ye üye olmasının tarihi bir anlam taşıyacağını" savunuyor. Bu tür yaklaşımlar, görüşler veya beklentilerin Brüksel'i rahatlattığını ve süreci ağırlaştırmasına gerekçe sağladığını söylemeye gerek yok.

Vazgeçilemeyecek ülke olmak
Ayrıca Türkiye'den kaynaklanmayan ama Türkiye'yi de doğrudan ilgilendiren ve etkileyen AB gerçeklerini de gözönünde bulundurmak gerekiyor.
Bunların başında AB'nin yönetim kadrolarında 2004 ve 2007 genişlemelerinin yol açtığı müthiş bir yorgunluk var. Üye ülkelerin halklarında ise bu duygu, öfke ve yabancılaşma olarak uç veriyor.
Böyle bir ortamda AB Komisyonu'nun da, siyasi liderlerin de kısa vadede yeni üyeleri aralarına katmaya karar vermeleri güç değil, imkansız. O kadar ki, 2009 Kasım'ında üyelik sözü verilmiş olan Hırvatistan'la müzakerelerde bile frene basıldı. Hırvatlar'ın başmüzakerecisi Vesna Pusic, "Gerek AB Komisyonu'nun, gerekse üye ülkelerin siyasi iradelerinde bir zayıflama"nın ortaya çıkmasından yakınıyor.
Ve nihayet "Hayati" diye nitelenen iki sorunu çözümlemeden yeni üyelere kapıyı açmaz: 1-Lizbon Antlaşması'nın tüm üyelerce kabul edilip yürürlüğe girmesi. Bunun için de İrlanda pürüzünün aşılması. Bu, kapının önündeki Hırvatistan için önem taşıyor. 2-Avrupa'nın sınırlarının belirlenmesi. Yani "AB nereye kadar genişleyebilir?" sorusunun yanıtlanması. Bu da Türkiye için verilecek kararın mihenk taşı olacak.
Peki, Türkiye ne kadar süreceği bilinmeyen bu ara dönemde ne yapmalı? Ağır aksak da olsa müzakere süreci yürütmeli ve üyeliğe hazırlığın tüm gereklerini yerine getirmek için çaba harcamaya, yani zorunlu reformlara devam etmeli. Ama ondan da önemlisi, stratejik derinliğini ilerletmeye, jeopolitik kozlarını (Güçlü ordu, zengin ekonomi, istikrarlı yönetim ve genç nüfus) akıllıca değerlendirip bölgesel güç konumunu pekiştirmeye öncelik vermeli. Gerek Ortadoğu'daki, gerekse Kafkaslar'daki son gelişmelerde kilit rol oynamasının da gösterdiği gibi, bu kozlar Türkiye'yi vazgeçilemez ülke yapacak. Ondan sonrası AB'ye kalmış.
Hem sonra, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da dediği gibi, "AB üyeliğini bizim için amaç değil, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık düzeyine götürecek bir araç" olarak görmüyor muyuz?

 

ERDAL ŞAFAK
ERDAL ŞAFAK

 



 
Sep
18
    

 

 lionslardan bozma bilumum yardım dernekler vakıflar unutulmasın.

 heyyyyyy kimse yok mu?!!! 

 

Deniz Feneri

Deniz Feneri Türkiye için utanç verici bir olaydır.

Halkın yardımseverlik duyguları sömürülerek milyonlarca Euro'luk bir yolsuzluğa imza atanlar, bu ayıpla ölene kadar yaşamak durumundadır.


Burada mahkemenin verdiği karardan çok, kendi vicdanlarına verecekleri hesap önemlidir.
Ama insanların fitrezekât parasını iç etmekten çekinmeyenlerin bu konuda pek rahatsız olacağını sanmıyorum.
Mahkemenin sanıkları "dolandırıcılık" suçundan mahkûm etmiş olması, olayın boyutlarını ortaya koymaktadır.
Mahkeme kararı, skandalın Türkiye'ye ulaşan boyutları olduğunu ortaya koymakta.
Adalet Bakanlığı'nın derhal olayın üzerine gitmesi, Türkiye'deki sorumlularını da en kısa zamanda yargı önüne çıkarması gerekir.
Olay çok boyutludur, 5 yılda 200 bin kişiden toplanan 41 milyon Euro'nun 17 milyonu Türkiye'ye gönderilmiş, bunun sadece 8 milyonu Deniz Feneri'ne ulaşmış, geri kalanı başka amaçlarla kullanılmış.


En iyi ihtimalle 9 milyon Euro'luk bir hırsızlık söz konusu.
Yani
insanlardan "Kurban keseceğiz", "Filistin'e yardım göndereceğiz" denilerek toplanan paralar, özel şirketler için kullanılmış.
Dünyada bundan daha ağır bir dolandırıcılık biçimi olur mu bilemiyorum.


O yüzden bu olaya bulaşmış herkesin mutlaka cezalandırılması gerektiğine inanıyorum.
Bu, olayın dolandırıcılık boyutu.
Ancak, olayın bir de mahkeme başkanının ifadesiyle Türk medyası boyutu var.
Türkiye'de bir kısım medya bu olayı bazı boyutlarıyla çarpıtma, tutanaklarda olan ifadeleri değiştirme yoluna gitti.
Mesela, Türk hükümetinin Almanya'ya bu dava nedeniyle baskı yaptığı iddiası ortaya atıldı.
Hakim Johann Müller, bakın kararını açıklarken bu iddialar için ne dedi:
"Mahkemeye baskı ve Türkiye ile Almanya arasında pazarlık iddiaları ortaya atıldı. Bu sadece rutin bir bilgi alışverişiydi ve herhangi bir pazarlık söz konusu değildi. Burası Almanya. Burada yargı bağımsızdır. Hiçbir şekilde baskı söz konusu değildir."
Müller, ayrıca davanın Türkiye'de siyasi malzeme yapılmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.
Bu da Alman yargısının Türk medyasına bakışını göstermesi açısından ilginçti.
Bütün bunlar geride kaldı.
Net olan tek şey var, yardım amacıyla toplanan paraların iç edilmesi.
Türk adaleti burada üzerine düşeni yapmak zorunda.

'Kovulduk ey halkım...'

Ahmet Hakan, Türk basınının yıldızı parlayan yazarı.

Çarpıcı konuları kendine has üslubuyla ele alıyor.


Kalemi çarpıcı olduğu kadar haksızlıklara karşı açtığı mücadeleyle de biliniyor!


Hakan, Emin Çölaşan, POAŞ pazarlığı yüzünden Hürriyet'ten atılınca kıyameti koparmıştı!
Hatırlıyorum, kanal kanal dolaşıp bir yazarın fikirleri dolayısıyla gazetesinden atılmasının ne kadar yanlış olduğunu anlatmış, köşesinden gazete yönetimini topa tutmuştu!


Hakan'ın öfkesini zor bastırmışlardı.


Şimdi de haklı olarak Nazlı Ilıcak'ın durumunu merak etmiş, birtakım iddialarda bulunmuş.
Kendisini aydınlatayım da, yanlış fikre kapılmasın.


Bir yayın yönetmeni, gazetesinde zaman zaman düzenlemelere gider. Siyaset, yaşam yazıları dengesini gözetir.
Biz yazarımızın yazılarına ne müdahale ettik ne de son verdik sevgili Ahmet, sadece sayfa düzenlemesine gittik.
SABAH'ın bütün sayfaları değerlidir, her birinde de birbirinden kıymetli insanlar yazmaktadır.
Umarım basın özgürlüğü konusundaki hassasiyetini tatmin etmişimdir.

ERGUN BABAHAN
ERGUN BABAHAN

 



 
Sep
18
    

 

Anadolu-İstanbul meydan muharebesi-3

Bugün devam eden Doğan-Erdoğan çatışmasının sisteme ait, sisteme dönük bir çatışma olduğunu, münferit bir nitelik taşımadığını son iki yazımda vurguladım. Nedeni, ortaya yeni bir siyaset coğrafyasının çıkmasıdır.

Bu coğrafya kendisini özellikle büyük şehir varoşlarında ve gecekondu mahallelerinde sergilemektedir. Buna mukabil Anadolu'da da yeni bir burjuvazi doğmaktadır. Bu burjuvazinin ekonomik gücü yükselmiştir. Böylece ortaya çıkan bu yeni yapı daha önceki köylülük dönemlerindeki gibi kontrol edilebilir olma özelliğini yitirmiştir.

Bugünkü iktidar bu kesimler tarafından oluşturulmuştur. İktidar da o kesimleri desteklemek zorundadır. Bunun yolu Türkiye'de siyasetin neredeyse asli işlevinden geçer. Yani, iktidar kontrol ettiği rantları bu kesimlere aktarmak zorundadır. Bunlar artık bilinen şeyler. Bilinmeyen veya yeni olan iki nokta ise şunlar:

1. Bugünkü kavga Anadolu ile İstanbul burjuvazisi arasında cereyan ediyor. Doğan-Erdoğan tartışması yarın bastırılır. Ama bitmez. Nedeni açık: AKP, askeri muhtıraları, kapatma davasını aştı. Böylece sistem kendisini istemese de yerleşik bir parti niteliği kazandı. Bir anlamda sistemi geriye itti. Bu özelliğiyle AKP'ye karşı sistemik bir muhalefet arayışı yoğunlaşarak devam edecektir.

Ben o muhalefetin gitgide artan bir dozda İstanbul burjuvazisinden geleceği kanısındayım. İstanbul sermayesi daha önceki dönemde (2007 seçimleri) AKP ile koalisyon yapmıştı. O koalisyon Kürtler, Aleviler, liberaller, entelektüeller gibi farklı toplum kesimlerini de kapsıyordu. Fakat zamanla AKP'nin ideolojik yanının ortaya çıkmasıyla birlikte koalisyon parçalanma eğilimine girdi.
 
Bundan sonrasında ise burjuvazi AKP'ye desteğini açık bir biçimde geri çekebilecektir. Çünkü, bu kavgada taraf olmazsa, tavır almazsa altındaki zeminin boşalacağını hissetmektedir. Bu, şimdilik yatıştırılsa bile kavganın devam edeceğinin çok önemli bir göstergesidir.

Şunu da ekleyeyim :
 
 
AKP sadece Anadolu burjuvazisinin partisi değildir.
 
 
Daha önce yukarıda da belirttim.
 
AKP çok geniş ölçüde yoksulların, ezilenlerin, varoşların, gecekonduların partisidir.
 
(Kentsel burjuvazinin partisi "solcu" CHP'dir.)
 
Bu kesimin bu kavgadan memnun olduğu kesindir.
 
Bu kavga özellikle bu kesim tarafından desteklenmiştir.
 
AKP'nin ve Erdoğan'ın bu kavgayla mesaj vermek istediği ana kesim budur. Ama...

2. Eğer daha ayrıntılı olarak bakılırsa bu kavgadan en çok rahatsız olan taraf Anadolu burjuvazisi dediğim çevredir. O kesim daha 1960'ların sonundan itibaren hazırlanıyordu. Daha sonra Erbakan'la birlikte siyasallaştı. Erbakan o çevreyi güçlendirdi ve 1973'te de 1995 sonrasında da iktidara taşıdı. Bu büyük bir imkandı.

Fakat aynı Erbakan sistemin dışladığı bir siyasetçiydi. İşbaşına geldiği her dönemde orduyla ve çeşitli çevrelerle zıtlaştı. Tayyip Erdoğan ve AKP'nin oluşturulmasının en önemli nedenlerinden birisi devletle ve sistemle kavga etmeyen yeni bir iktidar aracı yaratmaktı. Çok zor dönemlere ve birçok dışlamalara rağmen Erdoğan uzun süre bu işi başardı. Her defasında daha uzlaşmacı bir siyasetçi profili çizdi. Nihayet bu kavganın ve uzun süredir sistemle devam eden gerilimin (haklı haksız) devletle çatışma içinde olmamayı hedefleyen o kesimleri tedirgin ettiği kanısındayım.

Buradan geleceğe dönük olarak söylenecek şey şudur: önümüzde yerel seçimler var. Kavga belki taraf, belki görüntü, belki içerik değiştirecektir ama alttan alta veya açıkça devam edecek, yeri geldiğinde büyüyecektir.
Çünkü Türkiye dönüştürülüyor!

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN
 
 gurbet kuşları
 

 



 
Sep
18
    

 

BAŞYAZI
 
MEHMET BARLAS
MEHMET BARLAS
 

Açık mektuplar aslında okurlara yazılıp gönderilir...

Şahin Alpay Zaman'da, Hasan Cemal de Milliyet'te, Başbakan Erdoğan'a yazdıkları "Açık Mektup" ları önceki gün yayınladılar.
Hasan Cemal'in açık mektubunun ikinci sayfası da dün yayınlandı. Mektubun yarın da devam edeceğini yazmıştı dün sevgili Hasan Cemal.
Bu köşe yazılarının açık mektuplara dönüşmesi, aslında biraz gariptir.
Yıllar önce bir televizyon kanalındaki canlı yayında açık oturum yönetiyordum.
Konuşmacılardan bir söz alıp, şöyle demişti:
- Sayın Barlas... Şimdi çok özel ve çok önemli şeyler açıklayacağım. Bunların aramızda kalmasını rica ediyorum.
Ben de teminat vermiştim ona:
- Sayın konuşmacı, ne söyleyecekseniz çekinmeden söyleyebilirsiniz. Bunları sadece siz, ben, diğer konuşmacılar ve televizyon izleyicileri duyacaktır.
Gazetelerdeki köşelerdeki açık mektuplar da biraz buna benzer.
Hakkı Devrim'in deyişi ile "Köşe kadıları" olan bizler zaten her gün açık mektuplar yazmaktayız.

Reagan, İnönü, Özal
İktidardan muhalefete, Amerikan Başkanı'ndan Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri'ne kadar uzanan alanlardaki her ileri gelene ve her ileri gidene uyarılar yapıyoruz, yollar gösteriyoruz.
Neticede sırtımızda "Gazeteci sorumluluğu"ndan ve "Meslek ilkeleri"nden başka küfe yok.
Uyardığımız ve yol gösterdiğimiz yöneticiler ise, yazılarımızı işlerine geldiği zaman okuyorlar.
Amerikan tarihinin en fazla kamuoyu desteğine sahip müteveffa Başkanı Ronald Reagan, aleyhindeki yazıları hiç okumadığını her fırsatta açıklardı mesela.
Bizde rahmetli İsmet İnönü ise, hakkındaki her yazıyı lehte veya aleyhte olmalarına bakmadan mutlaka okurdu.
Mesela Yapı Kredi tarafından yayınlanan İnönü'nün not defterlerinde, İlhan Selçuk'un ve İlhami Soysal'ın yazılarına 1960'lı yıllarda nasıl sinirlendiğine ilişkin notlarını görürsünüz.

Okumazlar ki
24 yaşımdayken 2'nci Dünya Savaşı'nda izlediği politikalar üzerinde Cumhuriyet'te yazdığım bir yazı üzerine, beni arayıp teşekkür etmişti rahmetli İsmet İnönü.
Demek istediğim şu:
Bazı yöneticiler (ve siyasetçiler) ne yazarsanız yazın sizi okurlar, bazıları da kendilerine gönderilen "Açık Mektup" ları bile okumazlar.
Kuşkunun egemen olduğu, her taşın altında buzağının arandığı toplumlarda ise, açık mektuplar değil, özel telefon konuşmaları ya da kapalı toplantılardaki diyaloglar daha fazla ilgi çeker.
Şahin Alpay'ın ve Hasan Cemal'in açık mektuplarını bu şekilde ele aldığım için, onları yanlış bulduğumu söylemek istemiyorum.
Açıkçası ben de rahmetli Turgut Özal'a açık mektuplar yazmıştım.
Bu mektuplardan bazılarında "Hukukun üstünlüğü" ilkesinin ne anlama geldiğini anlatıp, Özal'ın "Hukuk sadece mantıktır" şeklindeki mühendisçe yorumunun eksikliğini anlatmaya çalışmıştım. Bazı açık mektuplarda da, siyasetçinin ve ailesinin sırça köşklerde yaşadıklarını ve dikkatli olmaları gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım.
Özal'la hemen her gün görüşürdüm. Her gün de gazetedeki köşemde yazardım.

Asıl adres nedir?
Neden böyle açık mektuplar yazmak gereğini hissettim bilmiyorum.
Bu açık mektuplar galiba yazılana değil, okurlara gönderiliyordu.
Açık mektupları yazanlar "Ben bu siyasetçiyi destekliyorum, ama onun taraftarı da değilim, ona bağımlı da değilim. Bakın işte onu eleştirebiliyorum" demek istiyorlardı.
Bu konuyu da bir fıkra ile bağlayayım. Okyanustaki bilimsel araştırma için aylarca deniz üzerinde bir gemide kalan bilim adamı, kaptana "Yalnızlıktan bunaldım. Bir kadın arkadaş yok mu gemide" diye sormuş.
Kaptan da "Gemide kadın yok ama, kabul ederseniz geminin Çinli aşçısı size eşlik edebilir" demiş.
Bilim adamı kaptana yine sormuş:
- Ama Çinli aşçı ile bu beraberliğimi sadece siz , ben ve Çinli aşçı bilecek.. Sadece üç kişi bilecek bunu, değil mi?
Kaptan gülmüş:
- Hayır bu beraberliğinizi beş kişi bilecek... Siz, ben, Çinli aşçı ve Çinli aşçının kollarından tutan iki tayfa bilecek, demiş.
Açık mektupları da, bu mektubu okuması gereken dışındaki herkes okur.